Cehennem belgeseli-cehennem gerçeği
02 Ocak 2010 Yazan admin
Kategori Dini Videolar
Dursun Ali Erzincanlı-Bedir
02 Ocak 2010 Yazan admin
Kategori Dini Videolar
Kıssadan Hisse Eğik minare-ibretli video
02 Ocak 2010 Yazan admin
Kategori Dini Videolar
Esmaül Hüsna-Allahın en güzel isimleri-El Gaffar
02 Ocak 2010 Yazan admin
Kategori Dini Videolar
Hafız ilhan TOK-Ok Takipli Hatim-Üçüncü Cüz-3
02 Ocak 2010 Yazan admin
Kategori Dini Videolar
Cehennem Zulümmüdür??
02 Ocak 2010 Yazan admin
Kategori Dini Konular

Bir gün ibret almak amacı ile cehennem ile ilgili hadisler okuyordum
o an samimi ve ateist olan bir arkadaşım bir hadise gözü çarptı ve okudu
okuduğu hadis
“Cehennemde en hafif ceza gören kimsenin; iki ayağının çukurlarına iki kor parçası konulacağını, onların tesiriyle beyninin bakır tencere gibi kaynayacağını” haber vermiştir.(Buhari) hadisiydi
Bunu okuduktan sonra bana döndü ve
“Bu resmen zulümdür işgencedir dedi.
Böyle cezamı olur.Bumudur merhamet”.dedi
Bende nefsime ona ve bütün benim gibi günahkarlara bir cevap olarak Üstad Bediüzzamana baş vurdum
Cehennem’in vücudu ve şiddetli azabı, hadsiz rahmete ve hakiki adâlete ve israfsız mizanlı hikmete zıddiyeti yoktur.
Zira bin masum insanın hakkına tecavüz eden bir zalimi cezalandırmak ve yüz masum hayvanı
parçalayan bir canavarı öldürmek zalimler içerisindeki biçarelere rahmettir adalettir.Ve o zalimi affetmek o canavarı serbest bırakmak o mahsum biaçrelere zulüm ve adaletsizliktir.Ve zalimi affetmek merahmet değil biçarelerin hakkını almaktır.
Aynen öyledirki cehennem hapis hanesine giren küfrü mutlak ve Allahın kudretini gerek dili ile gerek yaptığı fiileri ile inkar eden ve hemde o kudretin farkında olanlara zulüm eden
ve onların şehadetine zarar veren İslamda uyması gereken hukuka bir nevi tecavüz eden
yaptığı öyle bir zulümdür ki affa hakkı yoktur.
Onu cehenneme atmamak yersiz gereksiz merhametki merhametle alakası olmaz ve bu davada
gerekeni yapmış olan ve Allahın kudretini tanımış ona kulluğunu yapmış olan binlerce davacıya adaletsizlik olur.
Misal çok ça görüyor ve söylüyoruz ZALİMLER İÇİN YAŞASIN CEHENNEMdiye öyleki bu kulluğunu yapmış veya yapmaya çalışanlar bu mizanı istiyor ise Allah elbette isteyecek ve kuracakatır.
Evet nasılki bir serseri yaptığı fiil ve dil ile oranın hakimine beni hapse attıramassın yakalayamassın dese
o şehirde hapis olmasada böyle serseriler için bir hapis yapılır.
Aynen bunu gibi filleri ile hakka itaaet etmeyen hakkı unutan onu tanımayanda hal lisanı ilşe beni hapse at der.
Evet imanın güzelliğinin cenetin ispatı ve güzelliğinin delili olduğu gibi küfr ve hakka itaatsizlikte
baştaki delillerde olduğu gibi cehennem azabını gösteriri haber verir.
Mâdem küfür hadsiz hukuka bir tecavüzdür…Elbette hadsiz bir cinayettir. Öyle ise, hadsiz bir azaba müstehâk eder.
Madem bir dakikada işlenen cinayet belki on beş sene belki 30 sene hapsi gerektiriyor ve buda adalet oluyor.Öylesine çirkin ve binlerce insanın hakkına tecavüz olan itaatsilikde
hadsiz cezayı gerektirir.
Evet, bu kâinatta hayır-şer, lezzet-elem, ziya-zulmet, hararet-bürudet, güzellik-çirkinlik, hidâyet-dalâlet birbirine karşı gelmesi ve içine girmesi, pek büyük bir hikmet içindir. Çünki, şer olmazsa, hayır bilinmez. Elem olmazsa, lezzet anlaşılmaz. Zulmetsiz ziya, ehemmiyeti olmaz. Soğukla, hararetin dereceleri tahakkuk eder. Çirkinlik ile, hüsnün tek bir hakikatı, bin hakikat ve binler çeşit hüsn mertebeleri vücud bulur. Cehennemsiz Cennet’in pekçok lezzetleri gizli kalır. Bunlara kıyasen herşey, bir cihette zıddıyla bilinebilir. Ve bir tek hakikatı, sünbül verip çok hakikatlar olur.
Mâdem bu karışık mevcudat dâr-ı fâniden dâr-ı bekaya akıp gidiyor;elbette nasılki, hayır, lezzet, ışık, güzellik, îman gibi şeyler Cennet’e akar. Öyle de şer, elem, karanlık, çirkinlik, küfür gibi zararlı maddeler Cehennem’e yağar, ve bu mütemadiyen çalkanan kâinatın selleri o iki havza girer, durur.
Allah'tan (c.c) gercek manada haya edenler
02 Ocak 2010 Yazan admin
Kategori Dini Konular
Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz şöyle buyurdular:
“Sizin adınıza en çok korktuğum iki şey var. Bunlar aşırı emeller beslemek ve nefsin azgın ihtiraslarına kapılmaktır. Aşırı emeller beslemek, mü’mine âhireti unutturur, nefsin doyumsuz ihtiraslarına kapılmak ise, insanları haktan saptırır.”
Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz yine bir başka hadis–i şeriflerinde şöyle buyurdular:
“Şu üç şey, üç şeye yol açar:
1–Bütün benliği ile dünyaya sarılan, ötesinde zenginlik olmayan bir fakirlikle,
–Dünya için hırslanan, bitmez bilmeyen bir meşguliyetle,
–Dünya için cimrilik eden, beraberinde hiç zenginlik olmayan hüzünle karşılaşır.”
Rivayet edilmiştir ki: Sahabe–i kiramdan Ebü’d–Derdâ Radıyallahu Anh Humus halkına şöyle seslenmiştir:
“Ey Humus halkı! Oturamayacağınız kadar çok binalar yapmaktan, ulaşılması mümkün olmayan emeller beslemekten, yiyeceğinizden çok varlık ve servet biriktirmekten utanmıyor musunuz?
Sizden önce gelip geçenler de büyük binalar yükseltmişlerdi, çok servetler yığmışlar ve uzak vadeli emeller peşinde koşmuşlardır. Fakat kurdukları binalar mezarları olmuş, uzak vadeli emellerinde hayal kırıklığına uğramış ve yığdıkları servetler de hiçbir işlerine yaramamıştır.
Abdullah ibn Ömer Radıyallahu Anhüma şöyle demiştir:
“Sabahladığın zaman “Akşam ne yapacağım?” diye düşünme. Akşamı bulunca da “Yarın ne olacak?” diye endişelenme. Yaşarken ölümün için, sıhhatli iken hasta olacağın günlerin için tedbirini al; çünkü yarın adının ne olacağını bilemezsin.”
Şöyle bir rivayet ulaşmıştır:
Peygamberimiz ashabı ile sohbet ederken onlara:
“Hepiniz cennete girmek istiyor musunuz?” diye sorar. Ashab:
“Evet, ya Resûlallah” der. Bunun üzerine Resûlullah onlara:
“Kendinizi uzun vadeli emellere kaptırmayın ve Allah’tan gerçek mânada hayâ edin.” Ashab:
“Biz zaten Allah’tan hayâ ediyoruz.” dediler. Bunun üzerine Efendimiz onlara:
“Bu sizinki gerçek mânada hayâ sayılmaz. Allah’tan gerçek mânada hayâ etmek şöyle olur: Mezarlığı ve vücutlarınızın çürümesini her zaman hatırınızda tutmalısınız. Karın boşluğunuz ile bu boşlukta bulunan organlarınızı, başınız ile üzerine yayılan organlarınızı haramdan korumalısınız. Âhiretin itibarını arzu eden kimse dünyanın süsünü terk etmelidir. İşte Allah’tan gerçek mânada hayâ etmek böyle olur ve böylelikle kul, Allah’ın dostu olma mertebesine ulaşır.”
İmam-ı Gazali
Tesbihleri Neden 33 Olarak Okuyoruz?
02 Ocak 2010 Yazan admin
Kategori Dini Konular
Soru
Tesbihleri neden 33 olarak okuyoruz? Mesela salat-ı tefriciyye duası neden 4444 defa okunuyor? Böyle belli bir sayıda okunmasının hikmeti nedir?
Cevap
Bismillahirrahmanirrahim
Bu meseleye kilit-anahtar örneğiyle bakarsak, konunun özünü yakalama fırsatımız olur. Nasıl ki evimizin kapısının bir kilidi var ve o kilidi her anahtar açamıyor. Aynı şekilde internette kullandığımız elektronik posta adresimizin bir parolası var, her kelime veya sayı bu hesabı açamıyor.
İşte maddi kilitlerin nasıl anahtarı varsa, manevi kilitlerin, sırların da bir anahtarı vardır. 33 tesbih, hedeflenen sırra mazhar olabilmenin böyle bir manevi anahtarıdır.
Gömülü bir sandık hazineye ulaşmak isteseniz ve adımınız sayılı olsa, bir adım fazla atarsanız hazineyi geçersiniz; bir adım eksik atmanızda da hazineye ulaşamazsınız. O zaman manevi hazineye ulaşmak için de adımları sayıya uygun tam atmak lazımdır ve bu sır Allah’ın katındadır.
Konuyla alakalı olarak İmam Aynî şöyle demektedir:
“Zikrin otuz üç adet yapılmasının tavsiye edilmesi, bu sayı üçe çarpıldığı zaman doksan dokuz ettiği içindir. Bu miktar ile zikirde bulunan kimse Allah’ı doksan dokuz ismiyle zikretmiş gibi olur.”
Namazdan sonra tesbihatın 33 defa yapılması hadis-i şeriflere dayanmaktadır. Ka\’b İbnu Ucre (R.A)dan rivayete göre Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz buyurdular ki:
“Namazın takipçileri (muakkıbât) var. Onları her namazın peşinden söyleyenler -veya yapanlar- (cennet ve mükâfaat hususunda) hüsrâna uğramazlar. Bunlar otuz üç adet tesbih, otuz üç adet tahmid, otuz üç adet tekbir\’dir.”(1)
Bunun dışında şu kadar sayıda salavat, salat-ı tefriciyye veya Yasin okumak sünnettir, vaciptir veya farzdır demek ve inanmak bidat olur. Fakat böyle bir iddia ve hükümde bulunmadan “bu kadar sayıda okunulursa iyi olur” demekte bir sakınca yoktur.
Böyle belli sayıların belirtilmiş olması, zikir veya duanın kabul edilme şartı olduğunu ifade etmemektedir.
Burada ince bir espri vardır. Kişiyi disipline etmek, azimli olup olmadığını ortaya koymak maksadı taşımaktadır. Öyle ki mesela salat-ı tefriciyyenin 4444 defa okunması, bir nevi terapi gibidir. Çünkü bu duayı 4444 defa okumak kolay bir iş değildir. Kişi bu rakamı hedef alarak kendini disipline etmekte, vazgeçerse azminin durumunu ortaya koymaktadır.
Bir insan candan ve yürekten zikir edecek ve duada bulunacak olursa, zaten sayının bir önemi kalmaz ki. Kişi kendinden öyle geçer ki, sayı takip edilemez olur. Elbette bu mertebeye gelmek kolay değildir ama imkânsız da değildir.
Bu hedef ile çıkalım yola. Sayıyla zikredelim ve dua edelim: “Yarabbi! Zikrimin ve duamın sayısını unutacağım bir hale kavuştur.” Amin.
dipnot
(1)Müslim, Mesâcid 144, (596); Tirmizî Daavât 25, (3409); Nesâî, 91, (3, 75)
Ne Mutlu Gözü Yaşlı Olanlara
02 Ocak 2010 Yazan admin
Kategori Dini Konular
Ne Mutlu Gözü Yaşlı Olanlara
Her gün biraz daha 2 metre boyundaki evimize doğru yaklaşıyoruz. Kabrimize doğru adım atıyoruz..Öleceğiz…
Kapkaranlık bir çukurda Münker ve Nekir Melekleri tarafından sorguya çekileceğiz.
Rabbin kim, Nebin kim? diye sorulunca ne cevap vereceğiz?
Geçitler sarp, yollar uzun, yükler ağır, azık az.
Nasıl geçeceğiz…
Cehennemin üzerindeki Sıratı geçip, Cennet durağına nasıl varacağız?…
Müslümanlar…Ne kadar da rahatsınız?
Kahkahalarla gülüyor, eğleniyorsunuz.
Cennetle mi müjdelendiniz müslümanlar?..Ne kadar da neşelisiniz?..
Kuran hayattan kovulmuş…
Peygamber SallAllahu Aleyhi Ve Sellemin sünneti yasaklanmış…
Kuran Medreseleri kelepçelenmiş. Adi bir mahkûm gibi zincire vurulmuş?…
Bunlar bizden sorulacak müslümanlar?…Nasıl hesap vereceğiz?…
Halbuki Ahlâkı Kuran olan Nur Muhammedimiz böyle miydi?…
O Üvve-i Hasenemiz Benim bildiklerimi bilseydiniz çok ağlar, az gülerdiniz buyurmadı mı?…
Geceler boyu secdelerde Ümmetim Ümmetim diyerek yalvarıp, gözlerinden İnci taneleri misâli göz yaşı dökmedi mi?…
Kardeşler, kardeşler, Müslüman kardeşler…
Yüce Rehberimiz bir kez kahkahalarla gülmezdi…Ümmetini düşünürdü… Cehennemde yanacak günahkârların haline ağlardı…
Biz gafiller… Yıllar boyunca bir kez ağladık mı halimize?
Yağmurlar hasret kalan çorak topraklar misali, ALLAH (Celle Celalühû) için dökülen gözyaşına hasret kaldık?…Öleceğiz müslümanlar, öleceğiz…Kara gözlü yarimizden ayrılacağız…
Üzerimize kürek kürek toprak atacaklar…
Yağlarla ballarla beslediğimiz O nazenin bedenimizi kurtlar yiyecekler…
Ölümü çok analım…
Kabre hazırlanıyor muyuz?
Her gün tahta bir tabutla ebedi yolculuğa çıkanları görüyoruz da, ibret alıyor muyuz
Büyükler, ALLAH (Celle Celalühû) dostları, hep son nefeste imanla göçmenin derdiyle yanarlar.
Sultan-ûl Arifin Beyazıd-î Bistami vefatı anında ALLAH… ALLAH… diyordu.Bir an şöyle dua etti:
Ya Rabbi! Senin için yaptığım bütün ibâdet taat ve zikirleri gafletle yaptım…
Şimdi can veriyorum… Gaflet hali devam ediyor.
ALLAH (Celle Celalühû)ım bana huzur ve zikir hali ihsân eyle!…
Bundan sonra zikir ve huzur hali içinde ruhunu Rahmana teslim etti…
ALLAH (Celle Celalühû) dostlarından Attar-ı Şıblî (Kıddesullah) kırk sene ağladı. Başını kaldırıp semaya bakmadı. Ağlamanın sebebi sorulunca Kabrin korkusundan ve kıyamet gününün heybetinden ağlamaktayım dedi.
Semaya neden bakmıyorsun? diye sorulunca Meclislerde kahkaha atarak çok güldüm.
Bu yüzden utanıp başımı kaldırıp bakamıyorum. buyurdu.
Müslümanlar… Kardeşler…..
O büyük ALLAH (Celle Celalühû) dostları, hayatlarını saniye saniye ALLAH (Celle Celalühû) için fedâ edenler, bu kadar ağlayıp sızlarken, biz gafiller, günahları dağlar gibi yığılanlar ne de çok kahkaha atıyoruz?..
Ağlayalım müminler ağlayalım. Kuran okuyup ağlayalım…Ölümümüzü düşünüp ağlayalım…Cehenneme atıldığımızı düşünüp ağlayalım…
Kuran medreselerine vurulan kelepçelere bakıp ağlayalım… ALLAH (Celle Celalühû) dostu Peygamber (SallAllahu Aleyhi Ve Sellem) varisi âlimlerin bir adi suçlu gibi,takip edildiğini düşünüp ağlayalım.
Dinimize hakaret edilirken, acûze ihtiyarlar gibi oturuşumuza ağlayalım…
Ağlayalım müminler ağlayalım…
Cennet hayali ile yaşayıp da, Cihadı emri bil marufu
terkettiği için, koşa koşa Cehenneme giden şu zavallı milyonlarca müslümana ağlayalım…
İslâmı duyurmanın yasak olduğu bir ülkede, ALLAH (Celle Celalühû)ını Peygamberini tanımadan, Kuran öğrenemeden namaz kılamadan, gençliğini hebâ eden şu milyonlarca gencecik yavruların; Cehenneme nasıl dayanacaklarını düşünüp ağlayalım…
Eğer ağlayamıyorsak kendi halimize ağlayalım…
Hep Ümmetini düşünen ALLAH (Celle Celalühû)ın Sevgilisi (SallAllahu Aleyhi Ve Sellem) Eğer onlara azap edersen, şüphesiz onlar senin kullarındır.
Eğer onları bağışlarsan, şüphesiz sen Azizsin, Hakimsin (Mâide Süresi: Ayet:118) meâlindeki âyet-i celileyi okuyup sabaha kadar ağlardı…
Gerçekten halimizi düşünüp ve bir an evvel gafletten uyanıp toparlanmamız lazim..
günahlarımıza pİşman olup bir an evvel tevbe edip yolumuzu sırat-ı mustakim istikametine yönelelim..
etrafıma bakıyorumki insanlar sanki cennette gireceklerini emin oldukları gibi yaşıyorlar.
bir çoğu dünyayı tapmışlar bir çoğu da beş vakit namaz ile ALLAHIN rızasını kazanmışlar gibi rahatlar.
oysa bizim dinimiz bir tek namaz ile ibaret değildir.
namaz zaten bize farz kılındı ibadetimiz.güzel ahla hoş görü,yardımlaşma,kardeslik,merhamet,şefkat
tevazu,teslimiyet,ihlas gibi güzellikler yaşamamızlazımki,MEVLAMIZ bizlerden hosnut olsun diye.
bizim kendimiz ve zülüm çeken diğer kardeslerimiz için çok ağlayıp hüzün duymalıyız.
MEVLAM katılasan kalblerimizi yumuşatsın inş.selam ve dua ile kardeşlerim.
Âhir zaman genciyim ben…
02 Ocak 2010 Yazan admin
Kategori Dini Konular

Bir ateşe düştüm yakıyor ama öldürmüyor. Bir an olsun eksik olmuyor sancısı anlaşılmazlığın. Ne olanlar beni anlıyor ne de ben olanları. Neden acaba diye soracak birilerini arıyorum. Bütün adresler bende bense çaresiz bir yüreğin feryadında bitiyorum.
Âhir zaman genciyim ben ayaklarım kilometrelerce yol yorgunlugunda gözlerim kurtuluşa hasret. Minareden gelecek bir “hayyealelfelah” nabzındayım şimdi. Ama neden neden sokaklar bu kadar garip bana neden camiler utangac ve neden kiliseler bu kadar magrur ? Düşüyor muyuz yoksa yada düştük mü pençesine şeytani tuzakların. Ayakta kalan yok muhala savaşan yiğitler yok mu meydanda.
Oysa en fazla yetmiş yıllık bir hayatı omuzlayabilecegimi sanıyordum. Şimdi yaşadığım her dakikaya bir yetmiş yıl daha ekleniyor. Ve biraz daha çabuk çöküyor omuzlarım. Vapurdayken dalgaları ben karşılıyorum sanki trendeyken rayları tırnaklarım yalıyor bir bir…
Üşüdüğüm zaman hiç ısınmayacakmış gibi içim ve yandığı zaman sanki hiç sönmeyecek gibi ateş…
Âhir zaman genciyim ben bazen dağlara vurasım gelir başımı. Bu şehri terkedesim ve ispatlamak için uğraşasım bu dünyadan biri olmadığımı. Yüreğime değiyor acısı aldatılmışlığın. Anneme yalvarıyorum dışarıya salmaması için beni. Ve babam gibi ayakta durmayı hayal ediyorum bir gün. Sımsıkı dimdik ayakta olmayı herşeye rağmen herşeye karşı ayakta olmayı… hayal ediyorum…
Ahir zaman genciyim ben ne olursa olsun duaya seccade sermiş dudaklarım var. Yalanların ortasında dikenlerin acısını tada tada eriyorum muradıma. Ölüyorum belki ama elbette değil bir hiç uğruna. Çırpınıyorum yavru bir ceylan misali düşmüşçesine aslanın ağzına. Son bir hamle son bir umut ya beni al yanına ya da iyice geçirsin dişlerini aslan boynuma bilekleri iyice kavrasın bedenimi. Kanımın aktıgını göre göre can vereyim ama isyana tâbi tek kelime çıkmasın agzımdan. Çünkü zaman âhir zaman bense çoktan kabul ettim acı bir ölümü değişmeye bu ölümden beter varlığa varoluşa…
Çünkü hiçbir şey kolay değil zaman ahir zaman bense bu zamanın içine elinde pimi çekilmiş bomba ile gönderilmiş acemi bir asker.
Ben bir âhir zaman genciyim


