<?xml version="1.0" encoding="iso-8859-9" ?> 
  <rss version='2.0' xmlns:content='http://purl.org/rss/1.0/modules/content/' xmlns:wfw='http://wellformedweb.org/CommentAPI/' xmlns:dc='http://purl.org/dc/elements/1.1/' xmlns:atom='http://www.w3.org/2005/Atom'>
    <channel>
      <title>islamDini.BiZ, islami Sohbet, islami Chat, Dini Sohbet. Yeni Makaleler</title>
      <link>http://www.islamdini.biz/</link>
      <docs>http://blogs.law.harvard.edu/tech/rss</docs>
      <atom:link href='http://www.islamdini.biz/rss/rss_a.php' rel='self' type='application/rss+xml' />
      <generator>Self-created application</generator>
      <description>islami Sohbet, Dini Sohbet, islami Chat, Dini Bilgiler,  islami Dini, kuran dinle, ilahi dinle, islami forum, İslami Siteler
</description>
      <copyright>wWw.X-iWeb.Ru</copyright>
      <language>ru-ru</language>
      <item>
        <title>MizaH Komik Resimler</title>
        <link>http://www.islamdini.biz/readarticle.php?article_id=21</link>
        <guid>http://www.islamdini.biz/readarticle.php?article_id=21</guid>
        <description><![CDATA[&lt;div class=&quot;post-body&quot;&gt;
&lt;p&gt;&lt;img src=&quot;http://photos-e.ak.fbcdn.net/photos-ak-sf2p/v356/38/118/721157979/n721157979_843460_190.jpg&quot; border=&quot;0&quot; /&gt;&lt;/p&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;p class=&quot;comentarios-link&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src=&quot;http://img522.imageshack.us/img522/9985/6buzgb5dd6.gif&quot; border=&quot;0&quot; /&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
        <pubDate>Wed, 17 Dec 2008 22:14:49 +0200</pubDate>
        <category>Mizah</category>
      </item>
      <item>
        <title>Gıybet Ve Kötü Söz</title>
        <link>http://www.islamdini.biz/readarticle.php?article_id=20</link>
        <guid>http://www.islamdini.biz/readarticle.php?article_id=20</guid>
        <description><![CDATA[&lt;p&gt;&lt;span style=&quot;color: #0066cc;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #000000;&quot;&gt;Dilin bazı afetleri vardır ki zararı imana dokunur. Şüphesiz ki , azalar içerisinden en çok günah işleyen dildir. Onun içindir ki mümin ilk önce diline sahip çıkması lazım. &lt;br /&gt;Nitekim susmak da bir ibadettir. Efendimizin s.a.v şöyle buyurduğu duyulmuştur : &lt;br /&gt;&amp;#8220;Susan! Kurtulur&amp;#8221; &lt;br /&gt;Büyük günahlardan bir tanesi gıybettir ve kötü sözdür, çünkü günahların kaybına sebep olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıyamet gününde kulun eline sevap defteri verilecek kul da, eline verilen defterine bakacak ve sevaplarının olmadığını görüp şaşırarak yanındaki meleklere şöyle soracak: &lt;br /&gt;- Sevaplarıma ne oldu? Sevap defterimde göremiyorum. &lt;br /&gt;Buna karşın melekler cevaben: &lt;br /&gt;- Onu bunu çekiştirdin sevapların onlara verildi ve adamın yapmış olduğu ameller boşuna yapmış olur. &lt;br /&gt;Dinini korumak isteyen diline ve sözüne sahip olmalıdır : &lt;br /&gt;&amp;#8220;Kul hiç önemsemeden söylediği bir sözü yüzünden cehenneme gider&amp;#8221; hadisini iyi düşünmelidir. &lt;br /&gt;Kalp bir kuş misalidir nasıl kuşun iki kanadı varsa kalbinde iki kanadı vardır: &lt;br /&gt;Kalbin kanatları dil ile gözdür. Kul diline gözüne sahip çıkmasa, kalp maneviyat yolculuğuna devam edemez ve de zulmet ile cezalandırılır. &lt;br /&gt;Efendimiz s.a.v şöyle buyurmuş: &amp;#8220;Gıybetten sakınız! Çünkü gıybet zinadan daha kötüdür.Zina eden bir kimse tövbe eder ve Allah Teala onun tövbesini kabul edebilir.Ancak gıybet yapan kişinin,gıybeti yapılan kişi tarafından affedilmedikçe,günahının bağışlanması mümkün değildir.&amp;#8221; &lt;br /&gt;Gıybet eden kişi orta yere mancınık kurup sağa sola taş atan kişiye benzer. Böyle yapan kişi iyiliklerini sağa sola fırlatmış olur. Rivayet edildiğine göre, Sahabe-i Kiramdan kısa boylu bir hanım bir ihtiyacı için Resul-i Ekrem s.a.v in yanına geldi. İhtiyacını giderip çıktıktan sonra Hz. Aişe r.a dedi ki: &amp;#8220;Boyu ne kadar da kısa! Bunun üzerine Resul-i Ekrem s.av buyurdular ki: Sizler gıybetten sakının.Çünkü onda üç afet vardır: &lt;br /&gt;1- Gıybet yapanın duası kabul edilmez &lt;br /&gt;2- İyi amelleri kabul edilmez &lt;br /&gt;3- Gıybet edenin günahları durmadan birikir.&amp;#8221; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlatıldığına göre, Cenabı Hak, Adem a.s ı yaratınca bütün meleklere ona secde etmelerini emretti. Şeytan ise emri uygulamadı.Bunun üzerine Allah&amp;#8217;ın rahmetinden kovuldu. İlk gittiği yer denizler, balıkla karşılaştı ve balığa şöyle dedi: &lt;br /&gt;&amp;#8220;Allah Ademoğlunu yarattı,onun zürriyetinden gelecek olan kimseler,sizleri avlayacaklar ve yiyecekler. Bu durum karşısında balık diğer balıklara durumu anlattı. Bu sebeple Cenabı Hak da balığı dilsiz yaptı. Ka&amp;#8217;bu&amp;#8217;l Ahbar r.a şöyle rivayet eder: &lt;br /&gt;&amp;#8220;İsrailoğulları büyük bir kıtlık ve kuraklığa maruz kalırlar.Musa a.s defalarca yağmur duasını yaptı ama yağmur yağmadı. Cenabı Hak kendisine vahyeder koğuculuk bulunduğu sürece senin ve yanındakilerin duasına icabet etmem. Musa a.s : &lt;br /&gt;&amp;#8220;- Yarabbi onun kim olduğunu bana söyle de onu aramızdan çıkarayım.&amp;#8221; &lt;br /&gt;Cenabı Hak c.c buyurur ki: &lt;br /&gt;&amp;#8220;- Ey Musa! Ben sana dedikoduyu yasaklarken kendim dedikodumu yapayım.&amp;#8221; buyurdu. &lt;br /&gt;Bunun üzerine oradakiler tövbe etti,dolayısıyla yağmur yağdı. Koğuculuk yapan cennete giremez. &lt;br /&gt;Dedikoduyu yapan kişi meclisten ayrılmadan önce tövbesini yapmalıdır ve çekiştirdiği kişiye ulaşmadan önce. Çünkü gıybet çekiştirdiği kişiye ulaşmadan yaptığı tövbe kabul edilir. Lakin laf ulaşınca kişi karşı tarafla helalaşmadığı müddetçe yapıla tövbe kabul edilemez. Namazı,zekatı,orucu terk eden bir kimse ancak onları kaza etmekle tövbesi kabul edilebilir. Rivayet edildiğine göre ; &lt;br /&gt;İmam-i Şafii Hz nin yanına gelerek sizi çekiştiren biri var diye haber vermişler. Oda şöyle buyurur: &lt;br /&gt;&amp;#8220;Bana şefaat hakkı verilirse ilk önce benim peşimden konuşanlara şefaat ederim. Çünkü onlar bizim büyük yerlere gelmemize vesiledirler. Onların sevapların alıyoruz.&amp;#8221; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbn-i Mübarek Hz. şöyle buyurur: &lt;br /&gt;&amp;#8220; Şayet dedikodu yapacaksam ebeveyinlerimin(ana-baba) peşinden yapardım. Çünkü sevaplarıma başkalarından daha layıktırlar. Her insanın bir eksiği, kusuru vardır.dolayısıyla başkalarının eksiklerine bakmamalıyız. Nitekim her insanın bir eksiği vardır.(peygamberler hariç) Eba Hureyre şöyle dediği rivayet edilir: &lt;br /&gt;&amp;#8220; Kişi kardeşinin gözündeki çapağı görür ama kendi gözlerindeki çapağı, kiri görmez. Onun içindir ki, başkasının ayıbını gördüğümüz zaman kendi ayıplarımızla uğraşmalıyız.&amp;#8221; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebi Leys Buhari Hacca giderken yanına iki dirhem alarak şöyle yemin etmişti: &lt;br /&gt;&amp;#8220;- Mekke yolunda gidişte ve dönüşte gıybet edersem dirhemleri sadaka olarak vereceğim. &amp;#8220; &lt;br /&gt;Dönerken dirhemler cebindeydi ve oradakiler şöyle sordular: &lt;br /&gt;&amp;#8220;- Dirhemler hala cebindedir!&amp;#8221; dediler. &lt;br /&gt;O da şöyle buyurdu: &lt;br /&gt;&amp;#8220;- Bir kere gıybet etmektense yüz kere zina etmeyi tercih ederim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GIYBETİN HELAL OLDUĞU YERLER &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslümanları çekinmeden günah işleyenlerden ve açıkça işlenen günahlardan sakındırmak bir vazifedir. &lt;br /&gt;Dilin afetlerinden biride kötü ve küfürlü konuşmaktır. &lt;br /&gt;Bütün çirkin sözler,kalbi karartır.Bazı küfürlü sözler insanı dinden çıkarabilir. &lt;br /&gt;Nitekim dedikodu ve sofilik bağdaşamaz. &lt;br /&gt;Cenabı Hak kalplerimizi zikriyle tanzif eylesin.(AMİİN) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enver Bogatekin &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
        <pubDate>Wed, 17 Dec 2008 22:10:46 +0200</pubDate>
        <category>İslami Yazılar</category>
      </item>
      <item>
        <title>Helal Kazanç Ve İş Ahlakı</title>
        <link>http://www.islamdini.biz/readarticle.php?article_id=19</link>
        <guid>http://www.islamdini.biz/readarticle.php?article_id=19</guid>
        <description><![CDATA[&lt;p&gt;Helal rızık kazanmak, kazandığını helal yollarda harcamak ve ahiret yatırımı yapmak namaz gibi önemli bir farzdır. &lt;br /&gt;Helal lokmayı talep etmek her Müslüman'a farzdır. Kişiye malını nerden ve nasıl kazandığını soracaklar. &lt;br /&gt;-Helal lokma kalbi olgunlaştırır. &lt;br /&gt;-Haram lokma kalpte siyah bir leke yapar ve kalp gözü görmemeye başlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batılı hak hakkı batıl görmeye başlar. &lt;br /&gt;Efendimiz sav bir hadisi şerifinde şöyle buyurur: &lt;br /&gt;-&amp;#8220;Yer yüzünde en güzel ameller 3'tür ; &lt;br /&gt;1-) İlim talep etmektir &lt;br /&gt;2-) Cihattır &lt;br /&gt;3-) Helal kazançtır. &lt;br /&gt;İlmi talep eden Allah ın sevgilisidir. Cihat eden Allah ın velisidir. Helal dan kazanan cenabı hakka karşı cömerttir.&amp;#8221; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakara 275.ayetinde: &amp;#8220; Faiz yiyen kimseler, şeytan çarpmış kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların: &amp;#8220;ticaret, tıpkı faiz gibidir.&amp;#8221; Demeleri yüzündendir. Oysa, Allah, ticareti helal, faizi haram etti. Bundan böyle her kim rabbi tarafından kendisine bir öğüt gelir de faizden vazgeçerse, artık geçmişte aldığı onundur ve hakkındaki kararı Allah verecektir. Her kim de döner,yeniden faiz alırsa, işte onlar cehennemin sakinleridirler, hep orada kalacaklardır.&amp;#8221; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir hadisi şerifte Efendimiz sav: &amp;#8220;-Ümmetime öyle bir zaman gelecek ki, başındakiler zülüm ile yönetim yapacaklar, ulemaları tamahkar, kullar ibadetlerini riya içinde olacaklar, tüccarları faiz ile ticaret yapacaklar, kadınları dünya ziynetine düşkün olacaklar.&amp;#8221; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah&amp;#8217; teala (c.c.) Nisa suresi 29. ayetinde şöyle buyuruyor &amp;#8220;-Ey iman edenler! Karşılıklı rızaya dayanan ticaret olması hali müstesna,mallarınızı,batıl(haksız ve haram yollar)ile aranızda(alıp vererek)yemeyin.&amp;#8221; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayette geçen batıldan maksat; Hırsızlık,yalancı şahitlik,hainlik,gasp,faiz,kumar gibi günahlardır. &lt;br /&gt;Bir hadisi şerifte:&quot;-Allah temizdir,temizden başkasını kabul etmez.&amp;#8221; &lt;br /&gt;Kul çalışıp başkasına muhtaç olmamalıdır. Nitekim insanları üç sınıfa ayırmışlar tam akla sahip olanlar yarım akla sahip olanlar hiç aklı olmayanlar. Tam akla sahip olanlar dünya ve ahiret için çalışanlar. Yarım akla sahip olanlar dünya ve ya ahiret için çalışanlar. Aklı olmayan kimseler ne dünya ne de ahiret için çalışmayan kimseler. Çalışmayıp dilenmek caiz değildir. &lt;br /&gt;Efendimiz sav şöyle buyuruyor: &lt;br /&gt;- &amp;#8220;Veren el alan elden üstündür&amp;#8221; &lt;br /&gt;Bu hadisle amel etmek lazım başkasına muhtaç olmamak için var gücümüzle çalışmalıyız. Allah cc tüm canlıların rızkını verir ama çalışmayı mecbur etmiş.biz çalışmasak da cenabı hak rızkımızı verir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün Hz. Süleyman (a.s) bir karınca ile karşılaşır karıncaya şöyle sorar: -&quot;Bir yılda senin rızkın ne kadar,&quot; &lt;br /&gt;Karınca: &lt;br /&gt;- &quot;Benim rızkım bir buğday&quot; &lt;br /&gt;Diye cevap verir. Hz Süleyman (a.s) o karıncayı bir şişeye hapsedip ve yanına Bir buğday koyar bir yıl açmaz daha sonra açar ve bakar ki karınca o buğdayın yarısını yemeyip bırakmış. &lt;br /&gt;Hz Süleyman (a.s) karıncaya şöyle sorar &lt;br /&gt;- &quot;Neden buğdayın diğer bölümünü yemedin&quot; &lt;br /&gt;Karınca: &lt;br /&gt;- &quot;Ben eskiden Allah a cc tevekkül ederdim ama şimdi sana tevekkül ettiğim için buğdayın bir diğer bölümünü gelecek seneye kaldırdım doğrusu kaygılandım belki rızkımı vermesin.&amp;#8221; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendimiz (s.a.v) bir hadisi şerifinde şöyle buyuruyor: &lt;br /&gt;- &amp;#8220;Sadık tüccar kıyamet gününde, sıddık ve şehitler ile haşır edilecek&amp;#8221; &lt;br /&gt;Nitekim cenabı hak da çalışıp kazananı sever .Boş ve tembellik yapanı sevmez. Başka bir hadiste Efendimiz (s.a.v) şöyle buyuruyor : &lt;br /&gt;- &amp;#8220;Allah çalışan mümini sever&amp;#8221; &lt;br /&gt;En güzel iş, ticaret işidir nitekim efendimiz de bu işi yapmış ve bizlere tavsiye etmiştir.bir hadisi şerifte şöyle buyruluyor: &lt;br /&gt;- &amp;#8220;Ticaret yapın çünkü rızkın onda dokuzu ticarettedir&amp;#8221; &lt;br /&gt;En temiz iş olduğunu büyükler de söylemişler. Ticaretin faydaları çoktur örneğin ülke içinde katkıları çoktur. Tabiî ki ticaret yaparken helale dikkat etmek lazım, faize girmemek lazım. Nitekim ticareti güzel kılan şey helalinden olmasıdır. Milleti kandırmaktan son derece kaçınmalıyız. İnsanları kandırarak ticaret yapmak helal değildir. Hazreti Ömer (r.a) şöyle buyurduğu naklediliyor: &lt;br /&gt;- &amp;#8220; Hiç kimse çalışmayıp oturmasın, sonra kalkıp Allah ım bana rızk ver deyip de kendini kandırmasın çünkü sizde biliyorsunuz ki gökten altın gümüş yağmıyor&amp;#8221; &lt;br /&gt;İmam Ahmet ve diğerleri şöyle rivayet eder: -&amp;#8220;Şu dört haslet sende varsa, dünyada elinden kaçırdığın hiçbir şey sana zarar vermez: &lt;br /&gt;1-) Emaneti korumak, &lt;br /&gt;2-) Doğru sözlü olmak, &lt;br /&gt;3-) Güzel ahlak, &lt;br /&gt;4-) Yediğini iffetiyle kazanmak&amp;#8221; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbeyhaki şöyle rivayet eder: &lt;br /&gt;- &amp;#8220;Kim, çalıntı bir malı bilebile satın alırsa onun ayıbına ve günahına ortak olur&amp;#8221; ve başka bir hadisi şerifte tirmizi şöyle rivayet ediliyor: -&amp;#8220;Kıyamet günü şu dört şeyden hesaba çekilmeden kulun ayakları kaymaz: &lt;br /&gt;1-) Ömrünü nerede harcadığı, &lt;br /&gt;2-) Gençliğini nerede tükettiği, &lt;br /&gt;3-) Malını nereden kazanıp nerelere harcadığı, &lt;br /&gt;4-) İlmi ile nasıl amel işlediği!&amp;#8221; &lt;br /&gt;Malı nerelere harcamamız da çok önemlidir. Bir hadisi şerifte şöyle rivayet ediliyor: &lt;br /&gt;- &quot;Helalı talep etmek her Müslümana farzdır&amp;#8221; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sohbetimi bir menkıbe ile bitirmek istiyorum: &lt;br /&gt;Hz. İsa (a.s) bir gün bir kişi ile karşılaşmış ona şöyle bir soru sormuş: &lt;br /&gt;- &quot;Sen ne yapıyorsun&quot; &lt;br /&gt;o da; &lt;br /&gt;- &quot;Efendim ben bir (abidim ) ibadet ediyorum. &quot; &lt;br /&gt;- &quot;Peki senin yemek ihtiyacını kim karşılıyor &quot; &lt;br /&gt;o da cevaben; &lt;br /&gt;- &quot;Benim bir kardeşim var ihtiyaçlarımı o karşılıyor, &lt;br /&gt;Hz. İsa (a.s) bu durum karşısında &lt;br /&gt;- &quot;Senin kardeşin senden daha fazla ibadet ediyor.&amp;#8221; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah bizlere helal lokmayı kazanan kimselerden eylesin.amin..&lt;/p&gt;]]></description>
        <pubDate>Wed, 17 Dec 2008 22:09:55 +0200</pubDate>
        <category>İslami Yazılar</category>
      </item>
      <item>
        <title>Osmanlı Dönemi İstanbul Çeşmeleri </title>
        <link>http://www.islamdini.biz/readarticle.php?article_id=18</link>
        <guid>http://www.islamdini.biz/readarticle.php?article_id=18</guid>
        <description><![CDATA[&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;Osmanlı Öncesi İstanbul'da Su Tesisleri&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;İstanbul'un Bilinen En Eski Su Tesisleri:&lt;/strong&gt;Roma İmparatorluğu dönemine tarihlenmektedir.Sahip oldukları kentlerde su tesislerine büyük önem veren Romalılar, Antik Byzantion / Konstantinopolis / İstanbul'da da geniş bir su şebekesi kurmuşlar; kendilerinden önceki uygarlıklarda olduğu gibi şehre anıtsallık ve hareket kazandıran çok katlı, sütunlu ve heykellerle süslü nympheumlara, hamamlara, evlere, saraylara su getiren yapıları inşa etmişlerdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vitruvius, roma dönemi mimarlığı yapı tipleri ve inşa tekniklerini anlattığı on kitaptan oluşan &lt;strong&gt;De Architecture&lt;/strong&gt; adlı eserinin VIII. Kitabında Roma'daki su yapılarını (sukemerleri, kuyular, sarnıçlar, suterazileri), IX. ve X. Kitaplarda da su aletlerini (su saati, su orgu, su basma makinaları, su çarkı, su değirmeni, Ctesibius pompası) anlatırken Roma dönemi maksemlerinin, suyollarının, kanalların, büyük su toplama havuzlarının tanımlarını vermektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Roma dönemi ile ilgili bilgi veren yayınlardan, şehre uzak kaynaklardan kanallarla taşınıp getirilen suların, yüksek yerlerdeki su toplama havuzlarında ve taksimlerde toplanarak ve kanallarla sarnıçlara, evlere ve çeşmelere dağıtıldığı anlaşılmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Strzygowski ve Forchheimer, İstanbul'un Bizans dönemi su yapılarını anlattıkları &lt;strong&gt;Die Byzantinischen Wasserbehalter von Konstantinopel (1893)&lt;/strong&gt; adlı kitapta, Belgrad Ormanları'ndaki bendlerde toplanan suların bir boru hattı ile buradan alınıp Haliç'e akan iki derenin oluşturduğu vadiler üzerinden sukemerleri yoluyla taşınarak şehir sularında Eğrikapı'ya kadar geldiğini, buradan kente dağıtılmak üzere üç ayrı semtteki (Atpazarı, Yenibahçe, Ayasofya) taksimlere ulaştığını belirtmektedirler. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;ROMA DÖNEMİ SU YAPITLARI&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;Sukemerleri / Aquaduct &lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Üstü kapalı su yollarından akan suyun seviyesini sabit tutarak vadiler üzerinden geçiren ve aynı yükseklikte bir noktaya akıtan, köprü şeklinde ayaklı kemerler üzerine yapılan su yapısıdır.İstanbul'da Roma döneminde yapılmış ve günümüze kalıntıları ulaşabilmiş IV. yy'a ait sukemerleri; Valens / Bozdoğan Kemeri (368), Ma'zulkemer, Karakemer, Turunçluk Kemeri'dir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;Suterazileri &lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı döneminde su basıncını ayarlamaya ve suyu ölçerek dağıtmaya yarayan kule biçiminde yapılar olarak su dağıtım şebekesinde yerini alan suterazilerinin Roma dönemindeki biçim ve iç düzeneğine ait kesin bir bilgi yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romalı Vitruvius De Architectura'da, Roma'daki su yapıları ile ilgili bilgi verdiği VIII. Kitap &quot;Terazileme ve Terazileme Araçları&quot; adlı V. bölümde, suyu konutlara ve kentlere taşıma yöntemlerini anlatırken, önce terazileme yönteminin geldiğini, terazilemenin suterazileri ve dioptrae, chorobates adlı araçlarla yapılabileceğini belirttikten sonra, bunların içinde en sağlıklı yöntemin chorobates adı verilen bir çeşit düz cetvel ile yapılan terazileme olduğundan söz etmekte ancak suterazileri hakkında ayrıntılı bilgi vermemektedir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;Maksemler &lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Şehre gelen suların ölçülerek dağıtımının yapıldığını yapılardır. Vitrivius, De Architectura VIII. Kitapta şehrin surlarına kadar getirilen suyolunun bir su hazinesine sularını boşalttığını, bu hazinenin yanına üç bölmeli bir havuz inşa edildiğini, su hazinesine gelen suların ayrı ayrı üç borudan üç bölmeli havuzun her teknesine aktığını, üç tekneden ortadakinin sularının borularla bütün şehrin havuzları ve çeşmelerine, yanlarındaki teknelerden birinin borularla hamamlara, diğer teknenin sularının ise evlere gittiğinden sözetmekle böylelikle, Roma dönemi maksemlerinin tanımlarını vermektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Roma dönemi İstanbul maksemleri ile ilgili en ayrıntılı bilgi veren kaynak, Özkan Ertuğrul &quot;Bizans Dönemi İstanbul Su mimarisi&quot; adlı doktora tezinde (1989), Roma'nın ardılı Bizans / doğu Roma İmparatorluğu döneminde şehre gelen suların Nympheum Maximum, Tezgahçılar Kubbesi Maksemi, Balık Maksemi, Sultanahmet Maksemi, Valens Maksemi ile şehre dağıtıldığını belirtmektedir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;Kanallar&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suyun bir yerden başka bir yere taşınmasını sağlayan açık / kapalı kanallar açık ya da kapalı sarnıçlar arasındaki bağlantıyı kurmakta, çeşmeler ve evlere su taşımaktaydılar. Aynı zamanda sarnıçların fazla sularını aktarmalarını da sağlayan kanallardan günümüzde tespit edilebilenlerinin sayısı 23'tür. Su kanalları taş, kurşun veya pişmiş toprak malzemeden yapılmaktaydı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vitrivius bunların içinde en sağlıklısının toprak borular olduğunu, kanal yatağına her yüz oyuk için bir inçin dörtte birinden az olmayan eğim verilmesi gerektiğini belirtmektedir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;Büyük Su Toplama Havuzları, Kuyular ve Sarnıçlar &lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Vitrivius, sukemerleri kurulabilecek kaynaklar yoksa kuyular kazmak gerektiğini belirtmekte, ayrıca suların toplandığı iki veya üç bölmeli, suyun birinden diğerine süzdürme yoluyla temizliğinin yapıldığı büyük haznelerden (sarnıçlar) bahsetmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözü edilen haznelerle ilgili verilen bilgiler, bu haznelerin Osmanlı döneminde kullanılan suyun dinlendirildiği çökertme havuzlara benzediğini düşündürmektedir.Sarnıçlarla ilgili bilgilerin bulunduğu kısımda anlatılan, işlev açısından sarnıçlarla da kesişen bu büyük haznelerin bir örneği, Topkapı Sarayı Birinci Avlusu'nda bulunan, girişi ise İkinci Avlu'dan olan dolab Ocağı'dır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarayın tüm suyunun tolandığı ve dağıtıldığı bir merkez olan bu büyük haznenin / kuyunun yapım tekniği Roma dönemi özellikleri göstermektedir. Yanına Osmanlı döneminde bir sarnıç eklenmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul'da Bizans öncesi dönemden beş adet (Topkapı Sarayı - Birinci Avlu Dolab Ocağı, Topkapı Sarayı - İkinci Avlu Sarnıcın yanında, Topkapı Sarayı - Beşinci Avlu Fil Kapısı yanında, Manganlar Bölgesi'nde Hagia Maria Hodigitria Vaftizhanesi'nin yarım daire avlusunun merkezinde, Darphane Avlusu içinde):Bizans döneminden de iki adet (Topkapı Sarayı - İkinci Avlu Bab-üs Selam'dan mutfaklara giren ilk kapı önünde revak altında, topkapı Sarayı mutfak revakları önünde) kuyu tespit edilebilmiştir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Kuyularla bağlantılı bir diğer Roma dönemi su yapı türü sarnıçlardır.Günümüze ulaşabilmiş bilinen sarnıçların en eskileri Roma'nın ardılı Bizans / Doğu roma İmparatorluğu dönemine tarihlenmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vitrivius, VIII. Kitabının VI. Bölümü'nde &quot;Su Kemerleri, Kuyular ve Sarnıçlar&quot; başlığı altında sarnıçlarla ilgili &quot;Zemin sert veya damarlar fazla derindeyse; su çatılardan veya yüksek yerlerden toplanarak signinum yapılmış sarnıçlarda biriktirilerek sağlanmalıdır&quot; bilgisini vermektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Signinum'un nasıl yapılması konusunda verdiği bilgilerden bu işlemle suyun biriktirileceği haznenin iç yüzeyinde bir tür yalıtım oluşturmanın hedeflendiği anlaşılmaktadır.Bu yalıtımın amacının da suyun tadını ve berraklığını arttırmak olduğu Vitrivius'un şu satırlarından anlaşılmaktadır. &quot;Bu tür yapılar, suyu birinden diğerine süzdürme yoluyla temizliğinin sağlanması için iki veya üç bölmeli olmalıdırlar:Bu şekilde su çok daha sağlıklı ve tatlı olacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü, çamurun çökebileceği bir yer olduğunda su berraklaşacak, kokusuz olacak ve tadını koruyacaktır.Aksi durumda ise, tuz katılarak temizlenmesi gerekecektir.&quot; Vitrivius'un bu satırlarından Roma dönemi sarnıçlarının suyun dinlendirildiği çökertme havuzları olarak da kullanıldığı sonucu çıkmaktadır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;Çeşmeler &lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Romalılar'ın ve Bizanslılar'ın günlük yaşantısında büyük önemi olan su ve su yapılarından günümüze çok fazla kalıntı ulaşmamış olsa da kaynaklardan, özellikle Romalılar döneminde zengin örneklerine rastlanan çoğunlukla sütunlu caddeler, forumlar gibi kentin siluetine katkıda bulunan noktalarda konumlandırılan nympheum / anıtsal çeşmelerin, Byzantion / İstanbul'da var olduğu anlaşılmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genellikle İmparator Valens (364-378) tarafından 368'de yaptırıldığı kabul edilen kemerden gelen suyun ulaştığı Taurus Meydanı'nda (günümüzde İ.Ü. Merkez Binası yerinde) bulunan Nympheum Maximum bunlardan biridir.İlk uygulamaları Antik Yunan'a kadar inen ve kentin mamuya açık alanlarını hareketlendiren su anıtları olarak karşımıza çıkan, nympheumların (Anadoll 1997: 1357-58) yanısıra kaynaklardan zengin Roma ve Bizans evlerinin bahçelerinde anıtsal görünüşlü, kolonlu, heykellerle süslü, genellikle mermerden, kimi zaman bronz ve porfir örneklerine de rastlanan çeşmelerden söz edilmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çeşmelerin büyük çoğunluğu yıkılmış, tahrib olmuş, bir kısmı Osmanlı döneminde dönemin mimari beğenisi ve biçimine göre yenilenirken özgün karakterini kaybetmiş, bir kısmının da yerine zaman içinde yenileri yapılmıştır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Roma dönemindeki su tesisleri ile ilgili günümüze kadar yapılan çalışmalar ve araştırmalar İstanbul'un bilinen ilk suyollarının 4 grupta toplandığını göstermektedir.İmparator Hadrian (117-138) döneminde inşa edilen, şehrin batısından Sultanahmet Meydanı çevresine ulaşan suyolu, İstanbul'un bilinen ilk suyoludur.II. Theodosius (408-50) döneminde bu suyoluna ek yapılmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehrin ikinci büyük suyolu İmparator Konstantin (324-337) döneminde inşaa edilen ve Istranca Dağları'ndan kente ulaşan suyoludur. Kaynaklarda Romalılar tarafından inşa edilen en uzun suyolu olarak anılan 242 km. uzunluğundaki bu suyolu, Vize'nin 6 km. kadar batısından gelerek Edirnekapı'nın güneyinden şehre girmektedir.İstanbul'un üçüncü önemli suyolu İmparator Valens döneminde yapılmıştır.Bu suyolu, günümüzde Şehzadebaşı'nda büyük kısmı ayakta olan kemerin üzerinden geçirilerek 373 yılında şehrin su gereksinimini karşılamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmparator Justinianus (527-65) ve V. Konstantinus dönemlerinde yenilenen, genişletilen Valens Suyolu: sarayları, Ahilleus Hamamı'nı ve Yerebatan Sarnıcı'nı besliyordu.Belgrad Ormanı'ndan şehrin kuzeybatısına uzanan, Theodosius I tarafından inşa edildiği sanılan suyolu, İstanbul'un dördüncü büyük suyoludur. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Kuruluşu İ.Ö. 800'lere kadar uzanan Roma İmparatorluğu, İ.S. 395'te Batı ve Doğu Roma olarak ikiye ayrılırken İmparatorluğun doğu kanadı XIX. yy tarihçilerinin Bizans olarak adlandırdıkları yeni bir mimari ve sanat anlayışına bürünmüş, kendilerine merkez olarak da yeni bir kenti Bizans / Konstantinopolis / İstanbul'u seçmiş, bu yeni başkent İ.S. VI. yy'dan sonra Antik Roma gelenekleri üzerine temellenen yeni ve farklı mimari biçimler sunmaya başlamıştır.Bu farklılıklar içerisinden kentin değişmeyen temel özelliklerinden birisi su ve su yapılarıdır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Şehrin zamanla gelişmesi, nüfusunun artması su gereksiniminin artmasını da beraberinde getirmiş; önceleri kuyular, sarnıçlar ve şehir dışındaki su kaynaklarından sağlanan su, gereksinimi karşılayamaz hale gelince mevcut şebekelere ekler yapılarak suyolları, dağıtım şebekesi büyütülmüş, kimi zaman da yeni kaynaklardan şehre su getirilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul'un Romalılar tarafından inşa edilen suyollarına Bizans döneminde fazla ilave yapılmamış, V. Konstantinus Kopronymus (741-775), III. Romanos Argyros (1028-1034), I. Manuel Komnenos (1143-1180) tarafından yapılan onarımlarla yetinilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;X. yy'a kadar düzgün bir su şebekesine sahip olan İstanbul'un Osmanlılar tarafından fethine kadar kuşatmalar, depremler ile su şebekesi kullanılamaz hale gelmiştir.Şehre su getiren suyolları, kuşatmalar ve depremler sonucu tahrip olmaya başlayınca Bizanslılar, daha ucuz ve güvenli bir sistem olan sarnıçlardan şehrin su gereksinimini sağlamayı tercih etmiş, Roma suyollarının büyük maliyet gerektiren onarımı yerine şehrin su gereksinimini surların dışından bağımsız hale getirmek için Roma döneminden beri var olan sarnıçları çoğaltmışlardır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Tarihi yarımadanın değişik bölgelerinde ve sur dışında değişik boyutlarda örnekleri bulunan bu büyük su toplama ve dağıtım merkezlerinden kapalı olanlar şehrin ve büyük binaların su ihtiyacını karşılarken aynı zamanda engebeli bir arazi yapısı olan İstanbul'da üstlerinde yükselen binalara da yüksek ve düzgün bir platform oluşturuyorlardı. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Tamara Talbot Rice V. yy'dan önceki İstanbul / Konstantinopolis Evleri'ni tanımlarken, Roma Ostia yakınlarındaki zengin evlerine benzeyen avlulu Konstantinopolis Evleri'nin avlusunda ev halkının su gereksinimini karşıladığı bir kuyu ya da sarnıç olduğunu belirtmektedir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Roma döneminden beri var olduğu anlaşılan sarnıçlar, büyük bir olasılıkla ,Roma dönemi suyollarının daha önce de söz edildiği gibi çeşitli nedenlerle tahrip olmasından sonra kuşatmalar sırasında daha güvenli bir su sağlama sistemi olduğu için Bizanslılar tarafından yaygın biçimde kullanılmıştır. Özellikle IX. yy'dan sonra şehrin su gereksinimi eski suyollarına eklenen küçük isale / su şebekeleri ile su toplama hazneleri / sarnıçlardan sağlanmıştır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;VI. yy'da İmparator Justinianus, kente büyük sarnıçlar yaptırırken İmparator Hadrianus tarafından yaptırılan ve kentteki nympheumlar ile Büyük Saray'a su sağlayan Hadrianus Suyolu'na da tamir ettirmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;İstanbul'un Roma ve Bizans dönemlerinde inşa edilen su tesislerinden biri de ayazmalardır. Halkın su ihtiyacını karşılamak amacına hizmet etmeyen, yalnızca kutsal kabul edilen şifalı su kaynakları üzerine inşa edilen bina anlamına gelen ayazmalar, halkın su gereksinimini karşılayan şehir suyu şebekesi içinde yer almazlardı. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Theodosius ve Justinianus Kanunları'nda yer alan su ile ilgili maddelerden İstanbul'un bu dönemlerde dışarıdan gelen su ile beslendiği anlaşılmakta, Justinianus Kanunları'nın 870-878 yıllarına ait redaksiyonunda (Prokhiron) bulunan suyollarının kullanılması konusundaki sert düzenlemeler açık ve kapalı kanalların temizliği ve bakımı ile ilgili özel hükümler ise şehrin su şebekesine verilen önemi göstermektedir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Daha önce de söz edildiği gibi İstanbul'un Roma döneminde yapılan suyolları zaman, doğa şartları ve kuşatmalara bağlı olarak oldukça tahrip olmuş, özellikle 1204'teki Latin İstilası'ndan sonra neredeyse kullanılamayacak duruma gelen suyollarına, İstanbul Osmanlıların eline geçtiğinde önemli onarım ve ilaveler yapılmıştır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;OSMANLI DÖNEMİNDE, İSTANBUL'DA SU TESİSLERİ VE OSMANLI SU TEŞKİLATI&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'un Fethi'nden sonraki günlerde oldukça kötü durumdaki mevcut suyollarının acele tamirini emretmiş, ayrıca Fatih suyolları, Turunçlu Suyolları, Şadırvan Suyolları, Mahmutpaşa Su yolları'nı inşa ettirmiştir.Geç Roma döneminden beri mevcut olduğu bilinen Kırkçeşme Tesisleri de bu arada onarılarak yenilenmiştir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;İstanbul'un tarih boyunca önemli sorunlarından biri olan, kentin büyümesine ve nüfus artışına bağlı olarak sürekli gündeme gelen su sorununun çözümü için, Osmanlılar değişik dönemlerde İstanbul'un var olan suyollarına ekler yapmış, İstanbul'un su sorunu köklü biçimde Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılan tesislerle çözülmüştür.Osmanlıların su tesislerinin yapımına kendilerinden önceki uygarlıklarda olduğu gibi büyük önem verdiğini Fatih döneminde ayrı bir Su Nezareti / Su Bakanlığı kurmalarından anlamak olasıdır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Fatih'ten sonra oğlu Sultan II. Beyazid dönemi (1481-1512)'nde Beyazıt suyolları olarak anılan suyolları, Yavuz Sultan Selim dönemi (1512-1520)'nde de çeşitli su tesisleri yapılmış olmasına karşın XVI. yy'a gelindiğinde İstanbul'un en önemli sorunlarından biri yine şehrin gereksinimini karşılayacak yeterli su olmayışıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Su sorununun çözümü için Kanuni Sultan Süleyman, Hassa Baş mimari Mimar Sinan'ı görevlendirmiştir. Büyük bir olasılıkla dönemin Su Nazırı Hasan Ağa ile birlikte çalışan Mimar Sinan, Roma-Bizans döneminde ve fethinden sonra yapılmış olan suyollarını incelemiş, yeni kaynaklar araştırmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1554 yılında Kırkçeşme Tesisleri'nin inşaatına başlanmış, 1560'da bitirilmiştir.Topkapı Sarayı III. Ahmed Kütüphanesi H. 1815 numarada İstanbul'un Osmanlılar'ın eline geçişinden beri yapılan en kapsamlı su tesisi olan Kırkçeşme Tesisleri'ni gösteren tarihsiz bir kroki bulunmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1620'den önce yapıldığı sanılan bu krokide, Kırkçeşme Tesisleri'nin Kovuk / Kırık Kemer, Uzun Kemer, Başhavuz, Cebeciköy Kemerleri'ne ait boyutlar ile su tesisi hakkında çeşitli bilgiler bulunmaktadır.İstanbul'un Osmanlı dönemine ait, bir kısmı günümüzde de kullanılan su isale sistemleri 4 bölüme ayrılmaktadır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1)&lt;/strong&gt;Halkalı Suları / Cevami-i Şerife Suları (Birbirinden Bağımsız 16 Ayrı İsaleden Oluşan Ve Şehre Kuzeybatıdan Gelen Bu Hattın Bir Kısmı Büyük Bir Olasılıkla Roma Dönemine Aittir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2)&lt;/strong&gt;Kırkçeşme Suları (1554-1564)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;3)&lt;/strong&gt;Taksim Suları (1731-1839)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;4)&lt;/strong&gt;Diğer İsaleler, Hamidiye , Kayışdağı Suları (1904-?) &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Osmanlılar döneminde İstanbul şehrine hizmet eden bu suyolu hatları, seçilen kaynaklar ve oluşturulan bendlerden sukemerleri yardımı ile önce maslaklara, sonra sırası ile maksemlere suterazilerine ulaşırdı.Bu yolculuk kimi zaman mahalle çeşmelerinde kimi zaman da binalar ve bu binaların içinde yer alan özel çeşmelerde son bulunurdu. Suyun bu yolculuğunda çeşmelere gelene kadar izlediği yol boyunca yer alan Osmanlı su yapıları ve tesisleri şunlardır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;Bendler&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bend adı verilen açık su depoları, kaynak ve yağmur sularını toplamak için iki dağ yamacı arasına yapılın büyük kâgir duvarlardır.Gövde / Bend Duvarı, Açık Savak / Bendin yan taraflarında taşan suların akıp gitmesini sağlayan düzenek, Su Haznesi / Musluk Haznesi gibi bölümlerden oluşan Osmanlı dönemi İstanbul bendleri düz duvarlı (Karanlık Bend, Büyük Bend, Kirazlı Bend), dirsek duvarlı (Topuzlu Bend, Ayvat Bendi, Valide Bendi) ve kavis duvarlı (Yeni Bend) olmak üzere üç farklı tipte yapılmışlardır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;Sukemerleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Roma döneminden beri şehre su getirmek için kullanılan bir sistem olan, suyun seviyesini kaybetmeden iki yüksek arazi arasındaki dere ve vadiden karşıya geçirmek ve aynı yükseklikte bir noktaya akıtabilmek için köprü şeklinde ayaklı kemerler üstüne yapılan suyollarıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanuni Sultan Süleyman döneminde; İstanbul'a Belgrad Ormanları'ndan su getiren, kullanılamaz durumdaki eski Roma suyolu Mimar Sinan tarafından ekler ve katma sularla yeniden yapılandırılarak Kırkçeşme Tesisleri adını almıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı dönemi İstanbulu'nun en önemli su tesislerinden biri olan bu tesis için Kovukkemer, Paşa Kemeri, Uzunkemer, Mağlova Kemeri, Güzelce Kemer gibi kimi anıtsal ölçekte 33 tane sukemeri yapılmıştır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;Havuzlar&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelen suları toplayıp tasfiye eden ve ana galeriye sevk eden, çapları 2m ile 30 m arasında değişen, genellikle daire planlı, 2-20 m derinliğinde tek veya çift gözlü tesislerdir. Çift katlı örnekleri de vardır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;Maslaklar&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Havuzlardan şehre giden ana galerilerin kollara ayrıldığı uygun noktalarda inşa edilen küçük hücrelerdir. Maksemler gibi lüleli taksim sandığı ile donatılmış olup, akan su miktarını tayin ve tespite yararlardı. Kimi kaynaklarda taksim / maksemlerle karıştırılan maslakların özellikle şehir dışında olmalarıdır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;Maksemler &lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Şehre gelen suları şehir içindeki çeşme ve binalara dağıtmak için, su miktarını belirleyen lülelerden savak denilen tevzi / dağıtım teknelerine akıtan düzeneğe sahip, üstü kubbe veya tanoz ile örtülü bir binadan oluşan su hazneleridir. Yer üstünde (Taksim, Eyüp, Harbiye maksemleri gibi) ve yer altında (Hacı Osman Bayırı Maksemi gibi) olmak üzere iki tipte inşa edilmişlerdir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;Su Terazileri &lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Suların kaynağından gelirken yolda kaybettiği basıncı tekrar kazındırarak yüksek rakımlı mahallelere aynı basınçla dağıtan, 3-10 m yükseklikte kulelerdir. Aynı seviyeli yerlere su dağıtan bir çeşit maslak düzenindedirler. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;Tersip / Çökertme Havuzları &lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Şehre gelen suların makseme gelmeden önce temizlenip dinlendirilmesi için yapılmış, birbirine geçen havuzlardan oluşan su tesisleridir. Su, bu havuzlarda dinlendirildikten sonra makseme gelerek taksim olunur.Osmanlılar'da su ölçme sistemi de her çeşmeye giden suların belirlenmesi açısından önemliydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynaklarını vakıf suları (hayır için halkın kullanımına bağışlanmış sular), mülk suları(Sultan tarafından temlikname ile kullanımı şahsa bağışlanmış sular), miri sular / hassa suları / devlet suları gibi değişik statüdeki sulardan alan çeşmelere, belirlenen miktarda su verilmesine dikkat edilir, su ölçme işi lülelerle yapılırdı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geniş ve uzun dikdörtgen şeklinde taştan bir sandığın üzerine savaklar-su toplama tekneleri düzenlenir, eksenleri su seviyesinden 96 mm aşağıda olan değişik çaplı kısa pirinç borular sandığın bir kenarına dik olarak yerleştirilir, iç yüzeyleri sandığın iç yüzü ile aynı olur borular iç çaplarına ve debilerine göra lüle, kamış, masura, çuvaldız, hilal gibi adlar alırlardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En çok kullanılan ölçü birimi lüle; yuvarlak küre şeklinde, otuz dirhem (yaklaşık 96,50 gr) ağırlığındaki bir kurşunun içinden geçebileceği kadar bir delikten akan su miktarı olarak tanımlanmıştır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Osmanlı su teşkilatı, daha öncede söz edildiği gibi Fatih döneminde kurulan, Su Nezareti'ne bağlı olarak; su nâzırı, suyolcuları, keşif memurları, korucular, çavuşlar, bend muhafızları, neccarlar, löküncüler ve şehir sakalarından oluşuyordu. Su Nezareti'nin başında bulunan Su Nâzırı öncelikle padişahın ve sarayın suyunu sağlardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca suların mahallelerden camilere, hamamlara, mahalle çeşmelerine düzenli akışının sağlanması, su tesisatının korunması ve bakımından sorumlu suyolcularına nezâret etmek, su sağlanması konularında mimarbaşı ile birlikte çalışmak Su Nâzırı'nın görevleri arasında idi.Su Nezâreti'nin temelini oluşturan Suyolcuları / Suyolcu Esnafı, suyolları ile maslakların tamiri, suların düzenli şekilde akması işleri ile ilgilenerek, su gelen ev, hamam vb yerlerden aylık onarım ücreti alırlardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suyolcuların çeşitli semtlerde koğuşları vardı. Sürekli burada bulunurlar ve nöbet tutarlar, herhangi bir aksaklıkta gerekli onarımı yaparlardı. Su Necareti'nde çalışan Neccarlar / dülgerler su tesislerinin marangozluk işlerini yapar, Löküncüler ise su künklerinin birleştiği ağızlardan su sızmaması için kireçle zeytinyağının karıştırılarak dövülmesinden elde edilen macunu kullanarak künklerin yalıtımını sağlardı. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Kelime anlamı olarak, Arapça kök ismi mübalağa yapılarak türetilmiş su veren, su taşıyan kişi anlamına gelen sakalar ise özellikle su şebekelerinin evler kadar ulaşamadığı dönemde ihtiyaç sahiplerine su taşıyan esnaf örgütü idi. Ayrıca Ayasofya'nın Şekerci kapısı karşısındaki Sakalar Çeşmesi'nin yanında koğuşları bulunan (Koçu 1958: 42) saraya bağlı sakalar, Yeniçeri sakaları vardı. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Şehir sakaları, atlı sakalar ve veya / arka sakaları olmak üzere ikiye ayrılırdı. Atlı sakalar atlarının yan taraflarında içine su doldurdukları saka meşki denilen deriden tulumları taşırlardı. Bu su kulumlarına kırba adı verilir ve ağızları meşin bir bağ ile bağlanırdı. Yaya sakaların ise 45-50 litre su alan kırbalarından başka necef tas ve kaseleri de bulunurdu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her evin giriş kapısı yanında saka deliği diye adlandırılan taştan küçük tekneciler olurdu. Sakalar getirdiği suyu evin içine girmeden bu teknelere boşaltırlardı. Su bu tekneciğe bağlı borudan avludaki veya ev içindeki küplere dolardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Su gereksinimi oldukça en büyük küplerden maşrapalar ile kullanılırdı. Kimi evlerde abdesthane ya da sofalara yapılan çeşmelerin duvara gömülü çömlek biçiminde küçük haznelerine yine aynı sitemle su doldurulur, oradan da bir boru ile musluğu su verilirdi. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Sakaların hangi çeşmelerden su alabilecekleri belli bir sisteme bağlıydı. Her çeşmeden su alacak saka belli olur, sayıları değişmez, ancak bir saka bu işten vazgeçerse, yeni bir saka onun yerine geçebilirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çeşme vakfedenler eğer sakaların kendi çeşmelerinden su alıp satmalarını istemiyorlarsa, bunu çeşme vakfiyesinde veya kitabesinde belirtirlerdi. Sakaların devamlı su aldıkları çeşmeler ise saka çeşmesi olarak adlandırılırdı. Sakaların yanı sıra Osmanlı su teşkilatına sistemli bir şekilde dahil olmayan, yalnızca sevap kazanmak amacıyla atlı veya yaya olarak su dağıtan dervişler de bulunmakta idi. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;İSTANBUL ÇEŞMELERİ&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;İstanbul'da hüküm süren hemen hemen her sultan, sadrazam, valide sultan ve diğer ileri gelenler Osmanlı kültüründe, sosyal yaşantısında ve mimarisinde önemli yer tutan; döneminin ekonomik, sosyal ve siyasi gücünün göstergesi birçok çeşme yaptırmışlardır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Yaptırılış amaçlarına göre Vakıf Suları, Mülk Suları, Hassa Suları / Miri Sular gibi değişik adlar altında sınıflanan sulardan kaynaklarını alan bu çeşmeler kimi zaman kamuya açık kent mekânlarını biçimlendiren Osmanlı külliyelerinin bir parçası, kimi zaman da oda çeşmeleri gibi özel mekânları süsleyen, anlamlandıran döneminin mimari zevkini ve özelliklerini yansıtan birer gösterge olarak karşımıza çıkmaktadırlar. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Günümüze ulaşan kimi belgelerden Osmanlı yönetiminin, özellikle XVI. yy'da genellikle evlere su vermek yerine, mahalle çeşmelerine su götürmeyi yeğlediği anlaşılmaktadır. Bu yaklaşım kendine özgü içedönük mahallelerin, cumbalı,ahşap evleri, çıkmazları, organik sokakları kadar çeşmelerinde mahalleyi biçimlendiren vazgeçilmez elemanlar olmasına neden olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan ölçeğine uygun organik sokakların açıldığı &quot;cami meydanı, kıraathane-çınar altı üçgeninin tamamlayıcı öğesi çeşme başları&quot; diğer kentlerde olduğu gibi dönemin İstanbul'unda da birer küçük sosyal iletişim mekânıdır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Hiçbir devirde suyu bol bir şehir olmayan İstanbul'un , XVI. ve daha sonraki yüzyıllarda su tesislerinin yenilenmesi ve geliştirilmesi ile bu anlayış değişmiş, evlere kadar su götürülmesi benimsenmiştir. Büyük konak ve yalılarda özel künklere sultanın izniyle getirilen mülk suları dışında halkın büyük çoğunluğu tüm su gereksinimini evinin bahçesindeki dolap, su kuyusu gibi yeraltı sularından, sarnıç gibi toplama suyundan ya da mahalle çeşmesinden taşınan sudan bağlardı. İstanbul halkının temel gereksinimlerinden en önemlisini karşılayan çeşmeler, mahallelinin kullanımına ve sakalara ait olmak üzere iki grupta toplanıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle at sakalarının mahalle çeşmelerinden su almaları yasaklanmasına rağmen, kimi zaman bu yasağa uyulmadığından, kimi zaman da atlı sakalarla arkalıkla su taşıyan sakaların aynı çeşmeden su almaları yüzünden sık sık anlaşmazlıkların çıktığı belgelerden anlaşılmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzden kimi çeşme kitabelerinde çeşmeyi yaptıran tarafından sakaların çeşmeden su alamayacakları belirtilmiştir.İstanbul halkının su gereksinimini karşılayan çeşmeler, kaynakları açısından ikiye ayrılır:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;blockquote&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;1)&lt;/strong&gt;Şahısların bulduğu veya sahibi olduğu, özel kaynaklardan (Vakıf Suları, Mülk Suları) yararlanan çeşmeler &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2)&lt;/strong&gt;Belgelerde Hassa Suları veya Miri Sular olarak anılan, yapım giderlerini devletin üstlendiği şehir şebekesinden yararlanan çeşmeler &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;/blockquote&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Yüzyıllara göre yapı malzemesi, biçim ve üslup açısından değişimler gösteren çeşmelerin ana şeması; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;ul&gt;
&lt;li&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Suyun depo edildiği, erken dönemlerde çeşme mimarisini etkileyen hazne (Kadırga Esma Sultan, Yeşilköy Abdülmecid Han çeşmelerinde olduğu gibi kimi örneklerde bu kısmın üzeri namazgâh olarak kullanılmıştır),&lt;br /&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Üzerinde daima akan (salma) veya kesilebilen (burma) muslukların yer aldığı, genellikle ait olduğu dönemin mimari modasına uygun süslemelerle bezeli ve çoğunlukla kemerli bir niş içinde bulunan musluk taşı-ayna taşı,&lt;br /&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Musluk-ayna taşı üzerinde çeşmeyi yaptıran hayırseverin, kimi zaman suyun cinsinin, çeşmenin yapılış tarihinin belirtildiği kitabe,&lt;br /&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Musluktan akan suların toplanıp aktığı çukur tekne-kurna ve teknenin iki tarafında bekleme şekillerinden oluşmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;/li&gt;
&lt;/ul&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Bu bölümler yüzyıllara göre değişen mimari modalar, şehircilik anlayışı ve beğenilere göre değişim göstermişlerdir. Kimi zaman sütun biçiminde (Çengelköy Ahmed Ağa Çeşmesi, 1854) başka devirlerde görülmeyen çeşmeler yapılırken kimi zaman bir yapı cephesi gibi tasarlanmış, kent siluetine katkıda bulunan çeşmeler (Yıldız Bezmiâlem Valide Sultan çeşmeleri) tasarlanmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı mimarlığında Batılı etkilerin görülmesi ile birlikte; ticari ve sosyal hayatın yoğun olduğu, şehircilik açısından önemli vista noktaları oluşturan, çoğunlukla külliyelerin yanında oluşmuş / oluşturulmuş meydanlara ya da tören alanı olarak önemi bulunan meydanlara / alanlara yapılmış; Batılı mimari modalara göre düzenlenmiş cepheleri Batılı benzerleri ile yarışan, Osmanlı mimarlığının çağdaşlığının dolayısı ile gücünün mimari alandaki göstergesi (Topkapı Sarayı Bâb-ı Hümayun önündeki ve Üsküdar'daki III. Ahmed Çeşmeleri, Tophane II. Mahmud Çeşmesi, Maçka Bezmiâlem Valide Sultan Çeşmesi), kimi zaman da kenti oluşturan yapı toplulukları / külliyelerin birer parçası olarak, cephelere zenginlik katan İstanbul çeşmeleri Osmanlı mimarlık tarihindeki yerlerini almışlardır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;İstanbul çeşmelerinin yüzyıllar içindeki malzeme, biçim ve üslup değişimlerine koşut olarak yukarıda sözü edilen bölümlerindeki değişiminin temel özelliği; XV.- XVI. - XVII. yy'larda klasik kemer içinde sade bir ayna / musluk taşı, kitabe, tekne-sekileri ve su haznesinden oluşan cephe tasarımının XVIII. yy'da yerini, çeşitli dekoratif kemerlerin içinde güller, vazoda çiçekler, tabakta meyvelerle bezenmiş, Barok biçime uygun, istiridye kabuğu biçimindeki kemer içi süslemelere sahip, kitabe yeri cephe içinde bir bölüm oluşturan, kimi zaman üzerinde Barok üsluba uygun gölgelikler bulunan cephe tasarımına bırakmasıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;XVIII. yy'la birlikte çeşme mimarisinde görülen diğer değişmeler; ilk örneklerine XVII. yy'da (Hatice Turhan Valide Sultan Çeşmesi ve Sebili, 1663) rastlanan sebil ve çeşmelerin birlikte tasarlandığı düzenlemelerin artması, bağımsız birer yapı olarak küçük köşk şeklindeki anıtsal meydan çeşmeleri (Topkapı Sarayı Bâb-ı Hümayun önünde III. Ahmed Çeşmesi vb)nin yapılmaya başlanmasıdır. XIX. yy'a gelindiğinde ise teknolojik gelişmeler sonucu çeşmelerin su haznesi gibi artık gerekli olmayan bölümlerinin bulunmadığı örnekler ve şehir siluetine katkıda bulunan, yapı cephesi gibi tasarlanmış örnekler görülmeye başlamıştır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Erken devirlerde lülesinin devamlı su akan salma lüleli çeşmeler çoğunlukta iken, Kanuni döneminde Kırkçeşme Tesisleri'nin yapımı sırasında burma lülelerin yani muslukların konulması ile sokaklar çamurdan kurtarılmış ve suların ziyan olması engellenmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Yüzyıl başından beri çeşitli kaynaklarda farklı olarak sınıflandırılan İstanbul çeşmeleri bulundukları yerler ve yapılış amaçlarına göre değişiklikler göstermektedir. Kimi zaman Sürre-i Hümayun / Sürre Alayı'nın, ordunun ve kervanların durak noktalarına göre Ayrılık Çeşmesi (Sürre-i Hümayun'la hacca gidenleri, sefere çıkan orduyu veya kervanlarla kentten ayrılanı yakınları buraya kadar uğurlayıp bu noktadan ayrıldıkları için), Selâmi Çeşme (kentten ayrılanların / kente girenlerin durakladığı ve kenti selamladığı / selametlendiği ilk / son durak noktası olduğu için), kimi zaman bulunduğu bölgenin özelliğine göre Bostancı Çeşmesi (kente giriş ve çıkışları kontrol eden Bostancıbaşı'nın bulunduğu noktada olduğu için) kimi zaman da iki veya daha çok yüzünden su aktığı için biçimine göre Çatalçeşme gibi isimler alan Osmanlı dönemi İstanbul çeşmeleri, bu çalışmada bulundukları yerler ve yapılış amaçlarına göre aşağıdaki gibi gruplandırılmıştır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;Duvar Çeşmeleri &lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Cephesi bir yapı / avlu duvarı üzerinde bulunan çeşmelerdir. Bu çeşmelerin varsa hazneleri duvarın yüzünde yer alır. Tek yüzlü çeşmeler ya da cephe çeşmeleri olarak da adlandırılır XV. yy'dan XX. yy başına kadar çeşitli üsluplarda yapılmış örnekleri bulunmaktadır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;Köşe Çeşmeleri &lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Yapı / sokak köşelerinde yer alırlar. Erken dönemlerde çoğunlukla tek yüzlü daha sonraki dönemlerde iki ve üç yüzlü örnekleri bulunmaktadır. Kimi örneklerde iki sokağın kesiştiği köşe kırılmaya karşı belli bir yüksekliğe kadar pahlanmıştır (çalköşe). Duvar çeşmeleri gibi XV. yy'dan XX. yy'a yaygın biçimde kullanılan çeşme tipidir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;Meydan Çeşmeleri &lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bağımsız bir yapı olarak önemli meydanlara ve tören alanlarına yapılan çeşmelerdir. XVIII. yy'dan itibaren Osmanlı mimarlığında görülmeye başlayan, aynı zamanda Osmanlı mimarlığında Batılılaşma olarak adlandırılan dönemin ilk temsilcileri sayılabilecek bu çeşmeler, genellikle dört yüzlü olarak tasarlanmışlardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimi örnekler III. Ahmed'in Topkapı Sarayı Bâb-ı Hümayun önüne yaptırdığı anıtsal çevrede (1728) olduğu gibi köşelerde sebillerle zenginleştirilerek birer su köşkü şeklinde inşa edilmişlerdir. Tek (Boyacıköy, II. Mahmud Çeşmesi - 1837) ve iki yüzlü (Kabataş, Hekimoğlu Ali Paşa Meydan Çeşmesi - 1732; Azapkapı, Saliha Sultan Çeşmesi - 1732) örnekleri de bulunmaktadır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;Sebillerle Birlikte Tasarlanan Çeşmeler&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kaynaklarda gelip geçenlere su, şerbet, meyve suyu dağıtılan yapılar olarak tanımlanan sebillerin İstanbul'da bilinen en erken örneği 1496 tarihli Efdalzade Sebili'dir.Sebil-çeşme kompozisyonunun ise İstanbul'da bilinen, günümüze ulaşabilmiş en eski örneği XVII. yy'a ait 1663 tarihli Hatice Turhan Valide Sultan Sebil ve Çeşmesi'dir. XVIII. yy'da bu tipin çok rağbet görmesi kimi araştırmacıların bu tipi XVIII. yy özelliği olarak yorumlamasına neden olmuştur. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Günümüze ulaşılabilmiş en erken örneğin XVII. yy'a ait olması bu tipin XVII. yy'da ortaya çıktığını kesin olarak göstermekteyse de, Hatice Turhan Valide Sultan örneğinin günümüze ulaşabilmiş tek örnek olması, bu tipin XVII. yy'da ne derece yaygın olduğu konusuna açıklık getirebilmeyi güçleştirmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;XVII. yy'dan itibaren Osmanlı mimarlığında görülmeye başlayan, sebillerle birlikte tasarlanan çeşmelerin genel karakteristiği; sebili mimari kompozisyon olarak tamamlayan, sebilin iki (Hamidiye Sebili 1777, Koca Ragıp Paşa Sebili 1762) ya da tek yanında (Hatice Turhan Valide Sultan Sebili 1663, Sadeddin Efendi Sebili 1741, Damad İbrahim Paşa Sebili 1719) yer alan, sebille aynı tasarım özelliklerini taşıyan, çoğunlukla külliyenin ana giriş kapısı (Hasan Paşa Sebili 1745, Ahmediye Sebili 1721), ya da önemli sokaklara bakan köşeleri (Beşir Ağa Sebili 1745) gibi önemli kısımlarını vurgulayan, zenginleştiren, kent siluetine katkıda bulunan bağımsız anıtsal bir mimari kompozisyon oluşturmalarıdır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;XVIII. yy'la birlikte ortaya çıkan anıtsal meydan çeşmesi örneklerinde de sebillerin çeşme tasarımını zenginleştiren bir öğe olarak kullandıkları görülmektedir (Topkapı Sarayı Bâb-ı Hümayun önündeki III. Ahmed Meydan Çeşmesi 1728, Azapkapı Saliha Sultan Çeşmesi 1732). &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;Namazgâh Çeşmeleri &lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Genellikle kervanların konakladığı şehirlerarası menzil noktalarında, şehrin çevresindeki mesire yerlerinde bulunan namazgâhların yanında abdest almak, su içmek ve hayvanları sulamak için yapılan çeşmelerdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüze ulaşabilmiş altı su deposu ve çeşme, üstü namazgâh olan özel örnekleri de (Kadırga Esma Sultan Namazgâhlı Çeşmesi, Yeşilköy Bezmiâlem Valide Sultan Namazgâhı-Abdülmecid Han Çeşmesi, Edirnekapı-Rami arasında Topçular'da Sadrazam Mehmed Paşa Çeşmesi) bulunan namazgâh çeşmeleri ve mimarileri ile ilgili ayrıntılı çok fazla bilgi ve belge olmamasına karşın, İstanbul'a ait suyolu haritaları ve gravürlerden İstanbul'a ait suyolu haritaları ve gravürlerden İstanbul'dan Gebze ve Edirne yönlerine uzanan menzil noktaları üzerinde yer alan namazgâh çeşmelerinin, insanları yağmur, kar ve güneşten koruyacak genişçe bir saçağa sahip, yalaklı şehiriçi çeşmeleri ile benzer mimari özelliklere sahip çeşmeler olduğu anlaşılmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Namazgâh sofası / sofrası ile çeşmenin (Anadoluhisarı Çeşmesi XVII. yy. Kadırga Esma Sultan Çeşmesi 1779) ya da namazgâhın mihrabı ile çeşmenin birleştirildiği örnekleri (sur dışında, Edirnekapı Topkapı yolu kenarında Sulukule Kapısı karşısında Vezir Mehmed Paşa Çeşmesi 1589), bulunan İstanbul'un Namazgâh Çeşmeleri'nin çoğu günümüze ulaşamamıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilinenler; Edirne yönünde Atmeydanı Üçler Mevkisi Namazgâh Çeşmesi (1516), Bayrampaşa Çeşmebaşı Namazgâhı, Edirnekapı-Topkapı yolu kenarında Sulukule Kapısı karşısında Vezir Mehmed Paşa Namazgâh Çeşmesi (1589), Edirnekapı-Rami arasında Topçular'da Sadrazam Mehmed Paşa Namazgâh Çeşmesi (1617), Okmeydanı Namazgâh Çeşmesi, Maçka Bezmiâlem Valide Sultan Namazgâhı yanındaki çeşme (1839), Yeşilköy Bezmiâlem Valide Sultan Namazgâhı-Sultan Abdülmecid Han Çeşmesi (1842), Gebze yönünde Suadiye Çatal Çeşme (1550), Anadoluhisarı Toplarönü Namazgâh Çeşmesi (XVII.yy), Beykoz Sultaniye Çayırı'nda Mehmed Bey Namazgâh Çeşmesi (1765); Haydarpaşa Ahmed Ağa Çeşmesi / Ayrılık Çeşmesi (1741), Kadıköy Selâmi Çeşme (1800), Bostancı Sultan II: Mahmud Han Namazgâh Çeşmesi (1831), Dudullu Adile Sultan Çeşmesi (1730-1891)'dir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;İstanbul'un özellikle Anadolu yakasındaki menzil noktalarına inşa edilen çeşmelerinin büyük bir bölümü yakın zamana kadar ayakta ve özgün konumlarında iken şehrin bu yöndeki gelişmesi süresince gerçekleştirilen imar faaliyetleri sırasında namazgâhları kaybolmuş, çeşmeler de Bostancı, II. Mahmud Han Çeşmesi; Haydarpaşa Ahmed Ağa Çeşmesi / Ayrılık Çeşmesi, Selâmi Çeşme örneklerinde olduğu gibi etrafını saran yapılar arasında sıkışıp kalmışlardır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;Oda Çeşmeleri &lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Saray, konak ve yalılarda temizlik, abdest almak, suyun huzur verici ve seslerin duyulmasını engelleyici özelliğinden yararlanmak için yapılan oda çeşmeleri, aynı zamanda devrinin mimari beğenisini yansıtan biçem ve formları ile iç mekânları zenginleştiren birer estetik mimari eleman olarak Osmanlı Çeşme Mimarlığı'ndaki yerlerini almışlardır. Miri Sular / Hassa Suları ve Mülk Suları'ndan beslenen oda çeşmeleri XV. yy'dan itibaren oda, sofa gibi değişik iç mekanlarda kullanılmıştır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;Sütun Çeşmeler&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı mimarlığında XVIII. yy'dan itibaren kentin cami avlusu, iskele meydanı gibi değişik noktalarında görülmeye başlanan özel bir çeşme tipi de Sütun Çeşmeler'dir. İlk örneği Kocamustafapaşa Camisi avlusundaki Hacı Beşir Ağa Çeşmesi (1737) olan sütun biçimindeki bu çeşmelerin üstlerinde devrin mimari beğenisini yansıtan, kimi örneklerde düz, kimi örneklerde stilize lahana biçiminde küresel bitimler bulunmaktadır, (Çengelköy Lahana Çeşmesi). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sütun çeşmeler aynı zamanda teknolojinin gelişmesi ile birlikte depo biçiminde büyük su haznelerine gerek kalmadığının yeni borular ve yeni sistemler sayesinde şehir şebeke suyunun çeşmeden doğrudan akıtılabildiğinin göstergesidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğunlukla XIX. yy'a tarihlenen bu çeşmeler büyük olasılıkla dönemin İstanbul'unu Avrupa kentlerine benzetme ideolojisi içinde önemli alan ve yapıları vurgulayan birer anıt heykel olarak tasarlanmış, XVIII. yy'ın aynı amaçla tasarlanmış farklı beğenileri yansıtan, dört yüzlü meydan çeşmelerinin rolünü üstlenmiş olmalarıdır. Günümüze ulaşabilen örneklerin büyük çoğunluğunun XIX. yy'a ait (Tarabya II. Mahmud Çeşmesi 1831, Kavacık Çeşmesi 1837) olması bu tipin XIX. yy'da yaygın olduğunu düşündürmektedir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;Selsebiller &lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı yapılarının içinde, köşk / yalı bahçelerinde bir tür çeşme olarak tanımlanabilecek, mermerden büyük bir taş (Zank Taşı) üzerinde değişik kotlarda tas şeklinde düzenlenmiş küçük yalakların bulunduğu bu yalakların birinden diğerine dökülen suların aşağıdaki havuz veya kurnaya toplandığı dekoratif amaçlı yapılar selsebil olarak adlandırılmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yapılar, su gereksinimin karşılanmasına yönelik yapılar olmayıp, Osmanlı Mimarlığı'nda mekânın zenginleştirilmesine katkıda bulunan mimari öğeler olarak kullanılmışlardır. İç mekânlarda tasarlananlar, oda çeşmeleri gibi suyun huzur verici ve seslerin duyulmasını engelleyici özelliğinden yararlanmanın yanı sıra, mekânı klimatize edici işleve de sahiptir. Köşk ve yalıların dış mekânlarında tasarlananlar ise, görsel ve diğer işlevsel özelliklerine ek olarak kuşların su gereksinimin karşılanmasına da hizmet etmektedirler. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
        <pubDate>Mon, 01 Dec 2008 21:30:04 +0200</pubDate>
        <category>Kültür</category>
      </item>
      <item>
        <title>Halk Mimarisi</title>
        <link>http://www.islamdini.biz/readarticle.php?article_id=17</link>
        <guid>http://www.islamdini.biz/readarticle.php?article_id=17</guid>
        <description><![CDATA[&lt;p&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Halk mimarisi; halkın kendisi için oluşturduğu nesnel yaşam çevresidir.Halk mimarisinin genel etkenler altında gelenekselleşen, anonim bir tasarım sürecinde oluşan bir mimarı olarak da tanımlayabiliriz.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Halk mimarisi; söz konusu toplumun değer yargılarını, dünya görüşlerini,gelenek görenek ve inanç sistemlerini, aile ve akrabalık bağlarını komşuluk ilişkilerini anlamada ve anlatmada kaynaklık eden en önemli verilerden biridir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Resmi ve anıtsal niteliği olan yapılar halk mimarisi dışında değerlendirilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat ülkemizde mevcut hamam, çeşme, kahve gibi yapılar da halk mimarisi içerisinde değerlendirilmektedir.Halk mimarisini incelemek öncelikle doğal ve toplumsal çevresini daha sonra da yapı malzemesi ve teknikleri incelemek demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1)&lt;/strong&gt;Ekonomik Yapı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2)&lt;/strong&gt;Hayat Biçimi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;3)&lt;/strong&gt;Değer Yargıları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;4)&lt;/strong&gt;Aile Ve Akrabalık İlişkileri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;5)&lt;/strong&gt;Gelenek,Görenek,Töre,Adet Ve İnançların Mimari Unsurlara Etkinliği Halk Mimarisi İçerisinde Araştırılacak Konulardır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Halk mimarisinin anıtsal bir amacı yoktur, yani iz bırakmak amacıyla üretilmezler.Halk mimarisinde yörenin tipik malzemesi kullanılır.Bu nedenle aynı yöresel koşulları taşıyan aynı jeolojik yapıya sahip yerlerde aynı tip yapılara rastlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halk mimarisini oluşturan yapılar, özel mimarlar tarafından değil, yerel sahipleri veya yerel ustalarınca yapılır.Genel olarak halk mimarisi anonim bir yapıya sahiptir.Bundan dolayı halk mimarisine anonim mimari de denebilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1)&lt;/strong&gt;Bir Halk Bilimci Konutu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2)&lt;/strong&gt;Oluştuğu Doğal Çevre&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;3)&lt;/strong&gt;Fonksiyonları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;4)&lt;/strong&gt;Konutta Kullanılan Araç,Gereç,Yapı Malzemesi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;5)&lt;/strong&gt;Yapı Tekniği&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;6)&lt;/strong&gt;Konut Etrafında Oluşan Adet İnanma Çerçevesinde İncelenmesi Gerekmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Halk mimarisi ekonomik ve toplumsal yapı değişmedikçe yıllar boyu aynı şekilde değişmeden devam eder.Bir proje dahilinde oluşturulmayan halk mimarisi ürünleri Anadolu&amp;#8217;nun 7 bölgesinde de kendine has özellikler göstermektedir.Halk kültürlerinin bütün konularını araştıran Kültür Bakanlığı Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü bu kapsamda da çalışmalarını sürdürmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halk mimarisi ürünleri slaytlarla belgelenmekte, yapım tekniği, fonksiyonel açıdan inceleme ve gelenek boyutu yerel ustalarla yapılan görüşmelerle tespit edilerek arşivlenmektedir.Değişen kültürel ve toplumsal yapı ile birlikte halk mimarisi ürünlerimizde de hızlı bir değişim gözlenmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halk mimarisini yaşatmak onu durdurarak korumak değil, esas yapılış dilek ve nedenlerine ters düşmeden ona yeni fonksiyonlar yükleyerek konuyu yeniden yorumlamak ve değerlendirmektir.Yeni yapılar geçmişten gelen geleneksel yaşama biçimine cevap vermenin yanı sıra değişen kültürel yapının  gereksinimlerini karşılayacak şekilde oluşturulmalıdır. &lt;br /&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Halk mimarisi ürünlerinin güzelliği ve özelliği hakkında bilgisi olmayan halk bu yapıları süratle yok etmekte olanların yerine kendileri için son derece sağlıksız olan yapıları inşa etmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuda halk bilinçlendirilmelidir.İnsan çevresiyle bir bütündür.Gelişen teknoloji ve değişen kültürel yapı ile birlikte ülkemiz hızlı bir şehirleşme sürecine girmiştir.Bu süreçte oluşturulacak yapıların kabul görmesi yönündeki çalışmada;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Mimarların,Bilim Adamlarının Ve Araştırmacıların Yeterli Düzeyde Halkbilim Formasyonuna Sahip Olması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Böyle Bir Çalışmanın Plan Aşamasından Başlayarak Bitene Kadar Halk Bilimcilerin Koordinasyonu İle Yürütülmesi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Değişen Kültürel Yapının Doğru Yorumlanmasında,Halkbilimciler Ve Toplumbilimciler Birlikte Değerlendirmeler Yaparak Mimar Araştırmacı Ve Bilim adamlarına Önerilerde Bulunması Gerekmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Doğa insanla bir bütündür.İnsanoğlu ilkçağda olduğu gibi günümüzde de barınmak yaşamını sürdürebilmek için kendisine bir mekan oluşturmuş, gelecekte de oluşturacaktır.O mekan kültürel yapıyı anlatmada kaynaklık eden en önemli yeridir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt; &lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;Üst Resim:&lt;/strong&gt;Sakarya&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Alt Resim:&lt;/strong&gt;Ardanuç Çakatura yapı tekniğine bir örnek&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
        <pubDate>Mon, 01 Dec 2008 21:28:42 +0200</pubDate>
        <category>Kültür</category>
      </item>
      <item>
        <title>Evlenme Gelenekleri</title>
        <link>http://www.islamdini.biz/readarticle.php?article_id=16</link>
        <guid>http://www.islamdini.biz/readarticle.php?article_id=16</guid>
        <description><![CDATA[&lt;table border=&quot;0&quot; cellspacing=&quot;0&quot; cellpadding=&quot;0&quot; width=&quot;100%&quot;&gt;
&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;
&lt;td&gt;
&lt;table border=&quot;0&quot; cellspacing=&quot;5&quot; cellpadding=&quot;5&quot;&gt;
&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;
&lt;td&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Yaşamın temel dönüm noktalarından biri olan evlenme,hem kadın ve erkeğin yaşamını birleştirmesi açısından bireysel;hem de aile ve akrabalık bağlarının kurulması açısından toplumsal bir olgudur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle küçük köy topluluklarında düğün,köyün tamamını içine alan bir faaliyet olması nedeniyle bir &amp;#8220;bayram&amp;#8221; anlamı kazanır.Evliliğin aşamaları sırasında yapılan törenlerin bazıları yeme-içme,eğlence havası içinde geçerken,bazıları &amp;#8220;ağıt&amp;#8221; görünümündedir.Evliliğin tümünü içine alan töre ve törenlerin sergilendiği aşamalar şöyle sıralanabilir: &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;A)&lt;/strong&gt;Düğün öncesi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1)&lt;/strong&gt;Görücülük,dünürcülük,kız isteme &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;2.a)&lt;/strong&gt;Söz kesme &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;b)&lt;/strong&gt;Şerbet &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;c)&lt;/strong&gt;Nişan &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;4)&lt;/strong&gt;Düğün okuntusu &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;5)&lt;/strong&gt;Çeyizin gitmesi ve sergilenmesi &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;6)&lt;/strong&gt;Gelin hamamı &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;B)&lt;/strong&gt;Düğün &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;1)&lt;/strong&gt;Kına gecesi &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;a)&lt;/strong&gt;Kız kınası &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;b)&lt;/strong&gt;Oğlan kınası &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;2)&lt;/strong&gt;Gelin alma &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;3)&lt;/strong&gt;Nikah &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;4)&lt;/strong&gt;Gerdek &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;5)&lt;/strong&gt;Gerdek ertesi &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;C)&lt;/strong&gt;Düğün sonrası uygulamaları &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Evlilik kararının verilmesinden sonra yapılacak ilk iş damat adayı için eş seçimidir.Özellikle geleneksel kesimde eş seçimi öncelikle erkeğin anne-babasının öncülüğünde yapılırdı.Son zamanlarda bu durumun yavaş yavaş değişmeye başladığı görülmektedir.Gençler ya doğrudan kendileri tanımak suretiyle evleneceği kişileri seçmekte ya da hep birlikte karar verilerek uygun eş seçilmektedir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Görücü usulü olarak literatüre geçmiş olan evlilik türünde önce erkeğin annesi ve aileye yakın kadınlar kız tarafına giderek kızı görürler. Kız beğenildikten sonra damada gösterilir,o da beğenirse kızın istenmesine karar verilir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Kız evine gidilerek kızın babasından istenmesine dünürlük, dünürlüğe gitme, elçiliğe gitme gibi isimler verilir. Ailenin ileri gelen kadınları ve erkekleri daha önce belirlenmiş olan hayırlı bir günde (genellikle Perşembe ve Pazar günleri uğurlu gün sayılır) kızı Allah&amp;#8217;ın emri peygamberin kavliyle ailesinden istemek üzere giderler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak kız evi biraz da naz evi olması nedeniyle ilk istemede kız verilmez.Birkaç defa daha kız istendikten sonra, kız evi yeterince düşündükten sonra olumlu cevabı oğlan tarafına bildirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece karar verildiği için söz kesilmiş olur.Tarafların isteğine göre bazen aynı gün gelin damada nişan yüzükleri de takılır,bazen de ayrıca düzenlenecek nişan töreninde bu işlem gerçekleştirilir.Söz kesildikten yaygın bir gelenek olarak arada tatlılığı sağlamak dileğiyle şerbet içilir.Şerbetin içilmesi artık kızın kesin verildiği ve evlilik kararının kesinleştiği anlamına gelir.Ayrıca söz kesme sırasında aileler nişan ve düğün tarihleri, alınacak eşyalar ya da başlık parası miktarı gibi konuşmalar da yaparlar. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Her iki taraf da hazırlıklarını tamamladıktan sonra kız evinde daha çok kadınların katılımıyla nişan töreni yapılır.Erkek tarafı gelin için alınan takıları takar ve diğer hediyeleri verir;karşılığında kız tarafı da hediyeler verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nişan töreni isteğe bağlı olarak yemekli de olabilir.Eğlencelerle bu mutlu olay aynı zamanda kutlanmış olur.Nişan,hem evliliğe atılan bir adım,hem de her iki taraf için bir tanışma ve uyum,düğün için kararlaştırılan sürenin başlangıcı anlamlarına gelmektedir.Eğer taraflar arasında herhangi bir anlaşmazlık ortaya çıkarsa nişan bozulabilir.Ancak bu, hiçbir zaman tercih edilen bir durum değildir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Bundan sonra düğün aşaması gelmektedir.Öncelikle çevredeki insanların düğüne çağrılması gerekmektedir.Düğüne çağrı aşamasında son zamanlarda daha az uygulanan bir gelenek de köyde bulunan kişilere &amp;#8220;okuntu&amp;#8221; dağıtmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okuntu için bir anlamda düğün davetiyesidir demek mümkündür.Bunun için uygun bir kişi görevlendirilir ve bu kişi köyü dolaşarak okuntuyu dağıtır.Okuntu, daha önceden hazırlanmış bir parça kumaş,bir mendil,bir yazma gibi hediyeler olabileceği gibi, şeker, börek gibi yiyecek türünden şeyler de olabilir.Bunlar düğün okuntusu olarak dağıtılırken misafirler düğüne davet edilmiş olur. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Masallarda her ne kadar kırk gün kırk gece süren düğünlerden söz edilse de, Anadolu&amp;#8217;da düğünler genellikle üç gün sürmektedir.Son zamanlarda ise yalnız hafta sonları olan iki günlük düğünler hem ekonomik hem de sosyal açıdan tercih edilmektedir.Evlenme olayının temelini teşkil eden düğün de iki ana bölümden oluşmaktadır: &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;a)&lt;/strong&gt;Kına gecesi &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;b)&lt;/strong&gt;Gelin alma &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Düğünden bir gün önce kız evinde ve oğlan evinde yapılan törene kına gecesi denir.Kına gecesi her iki tarafta da yapılabilir, ama yoğun olarak ve daha detaylı bir biçimde kız evinde kadınlar arasında yapılır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Kına gecesinin yapılacağı gün erken bir saatte erkek evinin çatısına bayrak asılır.Bayrak, özel olarak seçilen bayraktar tarafından, kalabalık grubun da eşliğiyle eğlencelerle toplu olarak asılır.Bazı yerlerde bu eğlence sırasında &amp;#8220;bayrak ekmeği&amp;#8221; denilen yemek orada bulunanlara ikram edilir.Bayrağın asılması düğünün başladığının resmen ilan edilmesi demektir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Kına gecesinin olduğu gün ya da birkaç gün öncesinde gelinin çeyizleri kız evinden alınır,oğlan evine getirilerek gelinin odası hazırlanır.Gelinin çeyizleri bazen düğünden birkaç gün önce kız evinde, bazen de düğün ve sonrasında oğlan evinde sergilenerek misafirlere gösterilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çeyiz kız evinden alınırken bir kişinin sandığın üstüne oturarak bahşiş istemesi oldukça yaygın olarak rastlanan geleneklerdendir.Kına gecesinin olduğu gün aynı zamanda günün erken bir saatinde erkek tarafından bir grup kadın,o gece yakılacak kınayı, gelinin giysilerini ve misafirlere ikram edilecek yiyecekleri eğlencelerle kız evine götürürler. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Kına gecesinde kız evinde toplanan kadınlar bir süre eğlendikten sonra, açıklı türküler söyleyerek gelini ağlatmaya çalışırlar. Daha önceden suyla yoğrulan kına bir tepsi içerisinde etrafına mumlar dizili şekilde ortaya getirilir.Bazı yerlerde önce geline kına yakıldıktan sonra misafirlere de kına dağıtılır;bazı yerlerde de o sırada orada bulunanlara kına dağıtıldıktan sonra herkes gittikten sonra geline kına yakılır. İsteğe bağlı olarak gelinin ellerine,ayaklarına ve saçına da kına yakıldığı olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genellikle kınanın yoğrulması, dağıtımı ve geline kına yakılması işlerinde &amp;#8220;başı bütün&amp;#8221; olarak adlandırılan mutlu evlilik sürdüren bir kadının görevlendirilmesine dikkat edilir. Gelinin bir eline kadın,bir eline de genç kız kınayı koyar.Kına yakılmadan önce gelinin avuç içine bozuk para ya da altın konur. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Kına gecesinin ertesi günü hem gelin alma günü hem de esas düğün günüdür.Her iki tarafta da konuklara yemek ikram edilir, genellikle davul-zurna eşliğinde eğlenceler yapılır.Gelin alma günü erken saatlerde oğlan evinde damat tıraşı, güvey giydirme gibi adlar alan törenler yapılır.Kız evinde de gelinin hazırlanması söz konusudur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun için köylerde her zaman bütün düğünlerde görev alan, genellikle düğün yemeğini de hazırlayan aşçı kadınlar görevlendirilir. O gün oğlan tarafından konuklar toplanarak kız evine gelin almaya gelirler. Gelin evden çıkarken erkek kardeşi ya da amcası tarafından beline gayret kemeri de denen kırmızı kuşak bağlanır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelin ailesiyle vedalaştıktan sonra hayır dualarla,bazen ilahilerle bazen de davul-zurna eşliğinde eğlencelerle evden çıkarılır.Gelin evden ayrılırken geride kalan bekar arkadaşları da evlenebilsin diye birtakım şeyler yapar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin, henüz bitmemiş bir çorabı sökerek evden çıkar ki,diğer kızlar da çorap söküğü gibi evlenebilsinler...Gelin baba evinden çıkarken olsun oğlan evinin kapısından girerken olsun evliliğin yolunda gitmesi,çiftin mutlu olmasını sağlamak için birtakım dinsel-büyüsel işlemler yapılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin, gelin evden çıkarken arkasından ayna tutularak aydınlık bir hayatının olması isteği ifade edilir.Aynı şekilde oğlan evinin kapısından girerken kapının eşiğine ve tavanına yağ, bal gibi şeyler sürdürülerek gelinin yeni evindeki kişilerle iyi geçinmesi sağlanmaya çalışılır.Gelinin başından şeker, bozuk para, kuruyemiş gibi şeyler atılarak bolluk-bereket getirmesi dileği ifade edilir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Düğün olduğu akşam, erkek tarafında kalmış az sayıda misafire yemek verilir ve gelinle damadın imam nikahı kıyılır. Önceleri resmi nikah düğünden sonra herhangi bir tarihte yapılabilirken, son zamanlarda düğün öncesinde resmi nikahın mutlaka yapılmış olmasına özen gösterilmektedir. Genellikle düğün alışverişi için taraflar bira araya geldiklerinde resmi nikah da yapılmaktadır. İmam nikahı kıyılıp dualar okunduktan sonra gelinle damat kendi odalarında bir araya gelirler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sırada gelinle damadın uyumlu bir biçimde birlikte olabilmelerini sağlamak amacıyla da birtakım dinsel büyüsel işlemlere başvurulur.Örneğin, odanın kapısına bir bıçak saplamak,kapı önünde bir kilidi açmak vb.Bunun dışında orada bulunan kişilerin ellerini ve kollarını bağlamamaları istenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önceden kız tarafından o gece yenmek üzere özel olarak hazırlanmış ve gelinin sandığına konmuş olan yiyecekler ve başka şeylerin de bulunduğu yemek tepsisi odaya bırakılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı yerlerde tepsiye tek kaşık,tek çatal,tek bardak konarak gelinle damadın bunları ortaklaşa kullanmaları sağlanır.Böylece birbirlerine daha çabuk ısınacaklarına inanılır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu aşamada gelinin masum ve temiz olduğunun simgesi olan çarşafa bakma adeti gündeme gelir. Düğünde görevli olan yenge ya da aşçı kadın tarafından gelinin durumu öğrenilerek ailelere bildirilir. Bazen de gelinin bakire çıkmaması durumunda baba evine gönderilmesi söz konusudur. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Düğünün ertesi günü duvak günü,yüz açımı,baş bağlama gibi adlar altında birtakım eğlenceler düzenlenir.Bu eğlence daha sade bir biçimde yalnız kadınlar arasında yapılır.Önceleri duvak günü eğlenceleri sırasında gelin çeşmeye götürülerek su getirmesi sağlanırmış. Gelin hamur yoğurup börekler yaparmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece eve bolluk bereket gelir inancı varmış.Ancak bunlar artık unutulmuş geleneklerdir. Duvak günü eğlenceleri de pek çok yerde yapılmamaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;/td&gt;
&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;
&lt;/table&gt;
&lt;/td&gt;
&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;
&lt;td&gt; &lt;/td&gt;
&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;
&lt;/table&gt;]]></description>
        <pubDate>Mon, 01 Dec 2008 21:27:18 +0200</pubDate>
        <category>Kültür</category>
      </item>
      <item>
        <title>Evlenme Gelenekleri</title>
        <link>http://www.islamdini.biz/readarticle.php?article_id=15</link>
        <guid>http://www.islamdini.biz/readarticle.php?article_id=15</guid>
        <description><![CDATA[&lt;table border=&quot;0&quot; cellspacing=&quot;0&quot; cellpadding=&quot;0&quot; width=&quot;100%&quot;&gt;
&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;
&lt;td&gt;
&lt;table border=&quot;0&quot; cellspacing=&quot;5&quot; cellpadding=&quot;5&quot;&gt;
&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;
&lt;td&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Yaşamın temel dönüm noktalarından biri olan evlenme,hem kadın ve erkeğin yaşamını birleştirmesi açısından bireysel;hem de aile ve akrabalık bağlarının kurulması açısından toplumsal bir olgudur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle küçük köy topluluklarında düğün,köyün tamamını içine alan bir faaliyet olması nedeniyle bir &amp;#8220;bayram&amp;#8221; anlamı kazanır.Evliliğin aşamaları sırasında yapılan törenlerin bazıları yeme-içme,eğlence havası içinde geçerken,bazıları &amp;#8220;ağıt&amp;#8221; görünümündedir.Evliliğin tümünü içine alan töre ve törenlerin sergilendiği aşamalar şöyle sıralanabilir: &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;A)&lt;/strong&gt;Düğün öncesi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1)&lt;/strong&gt;Görücülük,dünürcülük,kız isteme &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;2.a)&lt;/strong&gt;Söz kesme &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;b)&lt;/strong&gt;Şerbet &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;c)&lt;/strong&gt;Nişan &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;4)&lt;/strong&gt;Düğün okuntusu &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;5)&lt;/strong&gt;Çeyizin gitmesi ve sergilenmesi &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;6)&lt;/strong&gt;Gelin hamamı &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;B)&lt;/strong&gt;Düğün &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;1)&lt;/strong&gt;Kına gecesi &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;a)&lt;/strong&gt;Kız kınası &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;b)&lt;/strong&gt;Oğlan kınası &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;2)&lt;/strong&gt;Gelin alma &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;3)&lt;/strong&gt;Nikah &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;4)&lt;/strong&gt;Gerdek &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;5)&lt;/strong&gt;Gerdek ertesi &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;C)&lt;/strong&gt;Düğün sonrası uygulamaları &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Evlilik kararının verilmesinden sonra yapılacak ilk iş damat adayı için eş seçimidir.Özellikle geleneksel kesimde eş seçimi öncelikle erkeğin anne-babasının öncülüğünde yapılırdı.Son zamanlarda bu durumun yavaş yavaş değişmeye başladığı görülmektedir.Gençler ya doğrudan kendileri tanımak suretiyle evleneceği kişileri seçmekte ya da hep birlikte karar verilerek uygun eş seçilmektedir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Görücü usulü olarak literatüre geçmiş olan evlilik türünde önce erkeğin annesi ve aileye yakın kadınlar kız tarafına giderek kızı görürler. Kız beğenildikten sonra damada gösterilir,o da beğenirse kızın istenmesine karar verilir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Kız evine gidilerek kızın babasından istenmesine dünürlük, dünürlüğe gitme, elçiliğe gitme gibi isimler verilir. Ailenin ileri gelen kadınları ve erkekleri daha önce belirlenmiş olan hayırlı bir günde (genellikle Perşembe ve Pazar günleri uğurlu gün sayılır) kızı Allah&amp;#8217;ın emri peygamberin kavliyle ailesinden istemek üzere giderler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak kız evi biraz da naz evi olması nedeniyle ilk istemede kız verilmez.Birkaç defa daha kız istendikten sonra, kız evi yeterince düşündükten sonra olumlu cevabı oğlan tarafına bildirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece karar verildiği için söz kesilmiş olur.Tarafların isteğine göre bazen aynı gün gelin damada nişan yüzükleri de takılır,bazen de ayrıca düzenlenecek nişan töreninde bu işlem gerçekleştirilir.Söz kesildikten yaygın bir gelenek olarak arada tatlılığı sağlamak dileğiyle şerbet içilir.Şerbetin içilmesi artık kızın kesin verildiği ve evlilik kararının kesinleştiği anlamına gelir.Ayrıca söz kesme sırasında aileler nişan ve düğün tarihleri, alınacak eşyalar ya da başlık parası miktarı gibi konuşmalar da yaparlar. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Her iki taraf da hazırlıklarını tamamladıktan sonra kız evinde daha çok kadınların katılımıyla nişan töreni yapılır.Erkek tarafı gelin için alınan takıları takar ve diğer hediyeleri verir;karşılığında kız tarafı da hediyeler verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nişan töreni isteğe bağlı olarak yemekli de olabilir.Eğlencelerle bu mutlu olay aynı zamanda kutlanmış olur.Nişan,hem evliliğe atılan bir adım,hem de her iki taraf için bir tanışma ve uyum,düğün için kararlaştırılan sürenin başlangıcı anlamlarına gelmektedir.Eğer taraflar arasında herhangi bir anlaşmazlık ortaya çıkarsa nişan bozulabilir.Ancak bu, hiçbir zaman tercih edilen bir durum değildir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Bundan sonra düğün aşaması gelmektedir.Öncelikle çevredeki insanların düğüne çağrılması gerekmektedir.Düğüne çağrı aşamasında son zamanlarda daha az uygulanan bir gelenek de köyde bulunan kişilere &amp;#8220;okuntu&amp;#8221; dağıtmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okuntu için bir anlamda düğün davetiyesidir demek mümkündür.Bunun için uygun bir kişi görevlendirilir ve bu kişi köyü dolaşarak okuntuyu dağıtır.Okuntu, daha önceden hazırlanmış bir parça kumaş,bir mendil,bir yazma gibi hediyeler olabileceği gibi, şeker, börek gibi yiyecek türünden şeyler de olabilir.Bunlar düğün okuntusu olarak dağıtılırken misafirler düğüne davet edilmiş olur. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Masallarda her ne kadar kırk gün kırk gece süren düğünlerden söz edilse de, Anadolu&amp;#8217;da düğünler genellikle üç gün sürmektedir.Son zamanlarda ise yalnız hafta sonları olan iki günlük düğünler hem ekonomik hem de sosyal açıdan tercih edilmektedir.Evlenme olayının temelini teşkil eden düğün de iki ana bölümden oluşmaktadır: &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;a)&lt;/strong&gt;Kına gecesi &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;b)&lt;/strong&gt;Gelin alma &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Düğünden bir gün önce kız evinde ve oğlan evinde yapılan törene kına gecesi denir.Kına gecesi her iki tarafta da yapılabilir, ama yoğun olarak ve daha detaylı bir biçimde kız evinde kadınlar arasında yapılır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Kına gecesinin yapılacağı gün erken bir saatte erkek evinin çatısına bayrak asılır.Bayrak, özel olarak seçilen bayraktar tarafından, kalabalık grubun da eşliğiyle eğlencelerle toplu olarak asılır.Bazı yerlerde bu eğlence sırasında &amp;#8220;bayrak ekmeği&amp;#8221; denilen yemek orada bulunanlara ikram edilir.Bayrağın asılması düğünün başladığının resmen ilan edilmesi demektir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Kına gecesinin olduğu gün ya da birkaç gün öncesinde gelinin çeyizleri kız evinden alınır,oğlan evine getirilerek gelinin odası hazırlanır.Gelinin çeyizleri bazen düğünden birkaç gün önce kız evinde, bazen de düğün ve sonrasında oğlan evinde sergilenerek misafirlere gösterilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çeyiz kız evinden alınırken bir kişinin sandığın üstüne oturarak bahşiş istemesi oldukça yaygın olarak rastlanan geleneklerdendir.Kına gecesinin olduğu gün aynı zamanda günün erken bir saatinde erkek tarafından bir grup kadın,o gece yakılacak kınayı, gelinin giysilerini ve misafirlere ikram edilecek yiyecekleri eğlencelerle kız evine götürürler. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Kına gecesinde kız evinde toplanan kadınlar bir süre eğlendikten sonra, açıklı türküler söyleyerek gelini ağlatmaya çalışırlar. Daha önceden suyla yoğrulan kına bir tepsi içerisinde etrafına mumlar dizili şekilde ortaya getirilir.Bazı yerlerde önce geline kına yakıldıktan sonra misafirlere de kına dağıtılır;bazı yerlerde de o sırada orada bulunanlara kına dağıtıldıktan sonra herkes gittikten sonra geline kına yakılır. İsteğe bağlı olarak gelinin ellerine,ayaklarına ve saçına da kına yakıldığı olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genellikle kınanın yoğrulması, dağıtımı ve geline kına yakılması işlerinde &amp;#8220;başı bütün&amp;#8221; olarak adlandırılan mutlu evlilik sürdüren bir kadının görevlendirilmesine dikkat edilir. Gelinin bir eline kadın,bir eline de genç kız kınayı koyar.Kına yakılmadan önce gelinin avuç içine bozuk para ya da altın konur. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Kına gecesinin ertesi günü hem gelin alma günü hem de esas düğün günüdür.Her iki tarafta da konuklara yemek ikram edilir, genellikle davul-zurna eşliğinde eğlenceler yapılır.Gelin alma günü erken saatlerde oğlan evinde damat tıraşı, güvey giydirme gibi adlar alan törenler yapılır.Kız evinde de gelinin hazırlanması söz konusudur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun için köylerde her zaman bütün düğünlerde görev alan, genellikle düğün yemeğini de hazırlayan aşçı kadınlar görevlendirilir. O gün oğlan tarafından konuklar toplanarak kız evine gelin almaya gelirler. Gelin evden çıkarken erkek kardeşi ya da amcası tarafından beline gayret kemeri de denen kırmızı kuşak bağlanır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelin ailesiyle vedalaştıktan sonra hayır dualarla,bazen ilahilerle bazen de davul-zurna eşliğinde eğlencelerle evden çıkarılır.Gelin evden ayrılırken geride kalan bekar arkadaşları da evlenebilsin diye birtakım şeyler yapar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin, henüz bitmemiş bir çorabı sökerek evden çıkar ki,diğer kızlar da çorap söküğü gibi evlenebilsinler...Gelin baba evinden çıkarken olsun oğlan evinin kapısından girerken olsun evliliğin yolunda gitmesi,çiftin mutlu olmasını sağlamak için birtakım dinsel-büyüsel işlemler yapılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin, gelin evden çıkarken arkasından ayna tutularak aydınlık bir hayatının olması isteği ifade edilir.Aynı şekilde oğlan evinin kapısından girerken kapının eşiğine ve tavanına yağ, bal gibi şeyler sürdürülerek gelinin yeni evindeki kişilerle iyi geçinmesi sağlanmaya çalışılır.Gelinin başından şeker, bozuk para, kuruyemiş gibi şeyler atılarak bolluk-bereket getirmesi dileği ifade edilir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Düğün olduğu akşam, erkek tarafında kalmış az sayıda misafire yemek verilir ve gelinle damadın imam nikahı kıyılır. Önceleri resmi nikah düğünden sonra herhangi bir tarihte yapılabilirken, son zamanlarda düğün öncesinde resmi nikahın mutlaka yapılmış olmasına özen gösterilmektedir. Genellikle düğün alışverişi için taraflar bira araya geldiklerinde resmi nikah da yapılmaktadır. İmam nikahı kıyılıp dualar okunduktan sonra gelinle damat kendi odalarında bir araya gelirler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sırada gelinle damadın uyumlu bir biçimde birlikte olabilmelerini sağlamak amacıyla da birtakım dinsel büyüsel işlemlere başvurulur.Örneğin, odanın kapısına bir bıçak saplamak,kapı önünde bir kilidi açmak vb.Bunun dışında orada bulunan kişilerin ellerini ve kollarını bağlamamaları istenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önceden kız tarafından o gece yenmek üzere özel olarak hazırlanmış ve gelinin sandığına konmuş olan yiyecekler ve başka şeylerin de bulunduğu yemek tepsisi odaya bırakılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı yerlerde tepsiye tek kaşık,tek çatal,tek bardak konarak gelinle damadın bunları ortaklaşa kullanmaları sağlanır.Böylece birbirlerine daha çabuk ısınacaklarına inanılır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu aşamada gelinin masum ve temiz olduğunun simgesi olan çarşafa bakma adeti gündeme gelir. Düğünde görevli olan yenge ya da aşçı kadın tarafından gelinin durumu öğrenilerek ailelere bildirilir. Bazen de gelinin bakire çıkmaması durumunda baba evine gönderilmesi söz konusudur. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Düğünün ertesi günü duvak günü,yüz açımı,baş bağlama gibi adlar altında birtakım eğlenceler düzenlenir.Bu eğlence daha sade bir biçimde yalnız kadınlar arasında yapılır.Önceleri duvak günü eğlenceleri sırasında gelin çeşmeye götürülerek su getirmesi sağlanırmış. Gelin hamur yoğurup börekler yaparmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece eve bolluk bereket gelir inancı varmış.Ancak bunlar artık unutulmuş geleneklerdir. Duvak günü eğlenceleri de pek çok yerde yapılmamaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;/td&gt;
&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;
&lt;/table&gt;
&lt;/td&gt;
&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;
&lt;td&gt; &lt;/td&gt;
&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;
&lt;/table&gt;]]></description>
        <pubDate>Mon, 01 Dec 2008 21:27:16 +0200</pubDate>
        <category>Kültür</category>
      </item>
      <item>
        <title>Evlenme Gelenekleri</title>
        <link>http://www.islamdini.biz/readarticle.php?article_id=14</link>
        <guid>http://www.islamdini.biz/readarticle.php?article_id=14</guid>
        <description><![CDATA[&lt;table border=&quot;0&quot; cellspacing=&quot;0&quot; cellpadding=&quot;0&quot; width=&quot;100%&quot;&gt;
&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;
&lt;td&gt;
&lt;table border=&quot;0&quot; cellspacing=&quot;5&quot; cellpadding=&quot;5&quot;&gt;
&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;
&lt;td&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Yaşamın temel dönüm noktalarından biri olan evlenme,hem kadın ve erkeğin yaşamını birleştirmesi açısından bireysel;hem de aile ve akrabalık bağlarının kurulması açısından toplumsal bir olgudur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle küçük köy topluluklarında düğün,köyün tamamını içine alan bir faaliyet olması nedeniyle bir &amp;#8220;bayram&amp;#8221; anlamı kazanır.Evliliğin aşamaları sırasında yapılan törenlerin bazıları yeme-içme,eğlence havası içinde geçerken,bazıları &amp;#8220;ağıt&amp;#8221; görünümündedir.Evliliğin tümünü içine alan töre ve törenlerin sergilendiği aşamalar şöyle sıralanabilir: &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;A)&lt;/strong&gt;Düğün öncesi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1)&lt;/strong&gt;Görücülük,dünürcülük,kız isteme &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;2.a)&lt;/strong&gt;Söz kesme &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;b)&lt;/strong&gt;Şerbet &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;c)&lt;/strong&gt;Nişan &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;4)&lt;/strong&gt;Düğün okuntusu &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;5)&lt;/strong&gt;Çeyizin gitmesi ve sergilenmesi &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;6)&lt;/strong&gt;Gelin hamamı &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;B)&lt;/strong&gt;Düğün &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;1)&lt;/strong&gt;Kına gecesi &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;a)&lt;/strong&gt;Kız kınası &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;b)&lt;/strong&gt;Oğlan kınası &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;2)&lt;/strong&gt;Gelin alma &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;3)&lt;/strong&gt;Nikah &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;4)&lt;/strong&gt;Gerdek &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;5)&lt;/strong&gt;Gerdek ertesi &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;C)&lt;/strong&gt;Düğün sonrası uygulamaları &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Evlilik kararının verilmesinden sonra yapılacak ilk iş damat adayı için eş seçimidir.Özellikle geleneksel kesimde eş seçimi öncelikle erkeğin anne-babasının öncülüğünde yapılırdı.Son zamanlarda bu durumun yavaş yavaş değişmeye başladığı görülmektedir.Gençler ya doğrudan kendileri tanımak suretiyle evleneceği kişileri seçmekte ya da hep birlikte karar verilerek uygun eş seçilmektedir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Görücü usulü olarak literatüre geçmiş olan evlilik türünde önce erkeğin annesi ve aileye yakın kadınlar kız tarafına giderek kızı görürler. Kız beğenildikten sonra damada gösterilir,o da beğenirse kızın istenmesine karar verilir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Kız evine gidilerek kızın babasından istenmesine dünürlük, dünürlüğe gitme, elçiliğe gitme gibi isimler verilir. Ailenin ileri gelen kadınları ve erkekleri daha önce belirlenmiş olan hayırlı bir günde (genellikle Perşembe ve Pazar günleri uğurlu gün sayılır) kızı Allah&amp;#8217;ın emri peygamberin kavliyle ailesinden istemek üzere giderler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak kız evi biraz da naz evi olması nedeniyle ilk istemede kız verilmez.Birkaç defa daha kız istendikten sonra, kız evi yeterince düşündükten sonra olumlu cevabı oğlan tarafına bildirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece karar verildiği için söz kesilmiş olur.Tarafların isteğine göre bazen aynı gün gelin damada nişan yüzükleri de takılır,bazen de ayrıca düzenlenecek nişan töreninde bu işlem gerçekleştirilir.Söz kesildikten yaygın bir gelenek olarak arada tatlılığı sağlamak dileğiyle şerbet içilir.Şerbetin içilmesi artık kızın kesin verildiği ve evlilik kararının kesinleştiği anlamına gelir.Ayrıca söz kesme sırasında aileler nişan ve düğün tarihleri, alınacak eşyalar ya da başlık parası miktarı gibi konuşmalar da yaparlar. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Her iki taraf da hazırlıklarını tamamladıktan sonra kız evinde daha çok kadınların katılımıyla nişan töreni yapılır.Erkek tarafı gelin için alınan takıları takar ve diğer hediyeleri verir;karşılığında kız tarafı da hediyeler verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nişan töreni isteğe bağlı olarak yemekli de olabilir.Eğlencelerle bu mutlu olay aynı zamanda kutlanmış olur.Nişan,hem evliliğe atılan bir adım,hem de her iki taraf için bir tanışma ve uyum,düğün için kararlaştırılan sürenin başlangıcı anlamlarına gelmektedir.Eğer taraflar arasında herhangi bir anlaşmazlık ortaya çıkarsa nişan bozulabilir.Ancak bu, hiçbir zaman tercih edilen bir durum değildir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Bundan sonra düğün aşaması gelmektedir.Öncelikle çevredeki insanların düğüne çağrılması gerekmektedir.Düğüne çağrı aşamasında son zamanlarda daha az uygulanan bir gelenek de köyde bulunan kişilere &amp;#8220;okuntu&amp;#8221; dağıtmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okuntu için bir anlamda düğün davetiyesidir demek mümkündür.Bunun için uygun bir kişi görevlendirilir ve bu kişi köyü dolaşarak okuntuyu dağıtır.Okuntu, daha önceden hazırlanmış bir parça kumaş,bir mendil,bir yazma gibi hediyeler olabileceği gibi, şeker, börek gibi yiyecek türünden şeyler de olabilir.Bunlar düğün okuntusu olarak dağıtılırken misafirler düğüne davet edilmiş olur. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Masallarda her ne kadar kırk gün kırk gece süren düğünlerden söz edilse de, Anadolu&amp;#8217;da düğünler genellikle üç gün sürmektedir.Son zamanlarda ise yalnız hafta sonları olan iki günlük düğünler hem ekonomik hem de sosyal açıdan tercih edilmektedir.Evlenme olayının temelini teşkil eden düğün de iki ana bölümden oluşmaktadır: &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;a)&lt;/strong&gt;Kına gecesi &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;b)&lt;/strong&gt;Gelin alma &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Düğünden bir gün önce kız evinde ve oğlan evinde yapılan törene kına gecesi denir.Kına gecesi her iki tarafta da yapılabilir, ama yoğun olarak ve daha detaylı bir biçimde kız evinde kadınlar arasında yapılır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Kına gecesinin yapılacağı gün erken bir saatte erkek evinin çatısına bayrak asılır.Bayrak, özel olarak seçilen bayraktar tarafından, kalabalık grubun da eşliğiyle eğlencelerle toplu olarak asılır.Bazı yerlerde bu eğlence sırasında &amp;#8220;bayrak ekmeği&amp;#8221; denilen yemek orada bulunanlara ikram edilir.Bayrağın asılması düğünün başladığının resmen ilan edilmesi demektir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Kına gecesinin olduğu gün ya da birkaç gün öncesinde gelinin çeyizleri kız evinden alınır,oğlan evine getirilerek gelinin odası hazırlanır.Gelinin çeyizleri bazen düğünden birkaç gün önce kız evinde, bazen de düğün ve sonrasında oğlan evinde sergilenerek misafirlere gösterilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çeyiz kız evinden alınırken bir kişinin sandığın üstüne oturarak bahşiş istemesi oldukça yaygın olarak rastlanan geleneklerdendir.Kına gecesinin olduğu gün aynı zamanda günün erken bir saatinde erkek tarafından bir grup kadın,o gece yakılacak kınayı, gelinin giysilerini ve misafirlere ikram edilecek yiyecekleri eğlencelerle kız evine götürürler. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Kına gecesinde kız evinde toplanan kadınlar bir süre eğlendikten sonra, açıklı türküler söyleyerek gelini ağlatmaya çalışırlar. Daha önceden suyla yoğrulan kına bir tepsi içerisinde etrafına mumlar dizili şekilde ortaya getirilir.Bazı yerlerde önce geline kına yakıldıktan sonra misafirlere de kına dağıtılır;bazı yerlerde de o sırada orada bulunanlara kına dağıtıldıktan sonra herkes gittikten sonra geline kına yakılır. İsteğe bağlı olarak gelinin ellerine,ayaklarına ve saçına da kına yakıldığı olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genellikle kınanın yoğrulması, dağıtımı ve geline kına yakılması işlerinde &amp;#8220;başı bütün&amp;#8221; olarak adlandırılan mutlu evlilik sürdüren bir kadının görevlendirilmesine dikkat edilir. Gelinin bir eline kadın,bir eline de genç kız kınayı koyar.Kına yakılmadan önce gelinin avuç içine bozuk para ya da altın konur. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Kına gecesinin ertesi günü hem gelin alma günü hem de esas düğün günüdür.Her iki tarafta da konuklara yemek ikram edilir, genellikle davul-zurna eşliğinde eğlenceler yapılır.Gelin alma günü erken saatlerde oğlan evinde damat tıraşı, güvey giydirme gibi adlar alan törenler yapılır.Kız evinde de gelinin hazırlanması söz konusudur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun için köylerde her zaman bütün düğünlerde görev alan, genellikle düğün yemeğini de hazırlayan aşçı kadınlar görevlendirilir. O gün oğlan tarafından konuklar toplanarak kız evine gelin almaya gelirler. Gelin evden çıkarken erkek kardeşi ya da amcası tarafından beline gayret kemeri de denen kırmızı kuşak bağlanır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelin ailesiyle vedalaştıktan sonra hayır dualarla,bazen ilahilerle bazen de davul-zurna eşliğinde eğlencelerle evden çıkarılır.Gelin evden ayrılırken geride kalan bekar arkadaşları da evlenebilsin diye birtakım şeyler yapar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin, henüz bitmemiş bir çorabı sökerek evden çıkar ki,diğer kızlar da çorap söküğü gibi evlenebilsinler...Gelin baba evinden çıkarken olsun oğlan evinin kapısından girerken olsun evliliğin yolunda gitmesi,çiftin mutlu olmasını sağlamak için birtakım dinsel-büyüsel işlemler yapılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin, gelin evden çıkarken arkasından ayna tutularak aydınlık bir hayatının olması isteği ifade edilir.Aynı şekilde oğlan evinin kapısından girerken kapının eşiğine ve tavanına yağ, bal gibi şeyler sürdürülerek gelinin yeni evindeki kişilerle iyi geçinmesi sağlanmaya çalışılır.Gelinin başından şeker, bozuk para, kuruyemiş gibi şeyler atılarak bolluk-bereket getirmesi dileği ifade edilir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Düğün olduğu akşam, erkek tarafında kalmış az sayıda misafire yemek verilir ve gelinle damadın imam nikahı kıyılır. Önceleri resmi nikah düğünden sonra herhangi bir tarihte yapılabilirken, son zamanlarda düğün öncesinde resmi nikahın mutlaka yapılmış olmasına özen gösterilmektedir. Genellikle düğün alışverişi için taraflar bira araya geldiklerinde resmi nikah da yapılmaktadır. İmam nikahı kıyılıp dualar okunduktan sonra gelinle damat kendi odalarında bir araya gelirler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sırada gelinle damadın uyumlu bir biçimde birlikte olabilmelerini sağlamak amacıyla da birtakım dinsel büyüsel işlemlere başvurulur.Örneğin, odanın kapısına bir bıçak saplamak,kapı önünde bir kilidi açmak vb.Bunun dışında orada bulunan kişilerin ellerini ve kollarını bağlamamaları istenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önceden kız tarafından o gece yenmek üzere özel olarak hazırlanmış ve gelinin sandığına konmuş olan yiyecekler ve başka şeylerin de bulunduğu yemek tepsisi odaya bırakılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı yerlerde tepsiye tek kaşık,tek çatal,tek bardak konarak gelinle damadın bunları ortaklaşa kullanmaları sağlanır.Böylece birbirlerine daha çabuk ısınacaklarına inanılır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu aşamada gelinin masum ve temiz olduğunun simgesi olan çarşafa bakma adeti gündeme gelir. Düğünde görevli olan yenge ya da aşçı kadın tarafından gelinin durumu öğrenilerek ailelere bildirilir. Bazen de gelinin bakire çıkmaması durumunda baba evine gönderilmesi söz konusudur. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Düğünün ertesi günü duvak günü,yüz açımı,baş bağlama gibi adlar altında birtakım eğlenceler düzenlenir.Bu eğlence daha sade bir biçimde yalnız kadınlar arasında yapılır.Önceleri duvak günü eğlenceleri sırasında gelin çeşmeye götürülerek su getirmesi sağlanırmış. Gelin hamur yoğurup börekler yaparmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece eve bolluk bereket gelir inancı varmış.Ancak bunlar artık unutulmuş geleneklerdir. Duvak günü eğlenceleri de pek çok yerde yapılmamaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;/td&gt;
&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;
&lt;/table&gt;
&lt;/td&gt;
&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;
&lt;td&gt; &lt;/td&gt;
&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;
&lt;/table&gt;]]></description>
        <pubDate>Mon, 01 Dec 2008 21:27:14 +0200</pubDate>
        <category>Kültür</category>
      </item>
      <item>
        <title>Anadolu&#39;da Ölümle İlgili Adet ve İnanışlar</title>
        <link>http://www.islamdini.biz/readarticle.php?article_id=13</link>
        <guid>http://www.islamdini.biz/readarticle.php?article_id=13</guid>
        <description><![CDATA[&lt;table border=&quot;0&quot; cellspacing=&quot;0&quot; cellpadding=&quot;0&quot; width=&quot;100%&quot;&gt;
&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;
&lt;td&gt;
&lt;table border=&quot;0&quot; cellspacing=&quot;5&quot; cellpadding=&quot;5&quot;&gt;
&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;
&lt;td&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Toplum hayatı birçok alanda değişik inanma, adet, töre, tören, ayin, kalıp davranış vb. tarafından kuşatılmıştır.Gelenek görenek ve inançların daha etkili olduğu özellikle küçük yerleşim birimlerinde,geçiş dönemlerinden olan ölüm de toplumsal yardımlaşma ve dayanışmanın yoğun olduğu alanlardan biridir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişinin beden olarak yok olurken ruh olarak yaşamaya devam etmesi şeklinde değerlendirilen ölüm, çoğu zaman korkulan bir süreç olarak karşımıza çıkar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu korkunun yarattığı bilinçaltı baskıyla da alışılmışın dışındaki bazı davranışlar, meteorolojik olaylar (yıldız kayması, gök gürlemesi, poyraz vb.),hayvanların hareket ve sesleri (köpek uluması, baykuş ötmesi, horozun vakitsiz ötmesi vb.), rüyada görülenler (tabut, gelinlik,düğün-dernek,deve,ev yıkılması, diş düşmesi, soğan, biber vb.), araç &amp;#8211;gereçlerle (ayakkabının ters &lt;img src=&quot;http://www.islamdini.biz/resimgoster.aspx?DIL=1&amp;amp;BELGEANAH=142694&amp;amp;RESIMISIM=2098-2175.jpg&quot; border=&quot;0&quot; width=&quot;134&quot; height=&quot;205&quot; align=&quot;right&quot; /&gt;dönmesi, makasın ağzının açık kalması, evin tavanının gıcırdaması vb.) ve cenazeyle ilgili (boynunun eğri olması, etinin cıvık olması vb.) kimi durumlar, hastayla ilgili psikolojik ve fizyolojik değişiklikler (renginin sararması, yiyip içmesinin kesilmesi ya da artması,bakışlarını bir noktada sabitlemesi vb.)ölümün ön belirtisi sayılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölüme yol açacağı düşünülen olaylar karşısında da kaçınma yoluna gidilir.Bunlar arasında vakitsiz öten horozun kesilmesi;kötüye yorulan rüya görüldüğünde hayır olsun diye evde hazırlanan ya da hazır alınan yiyeceklerden fakirlere verilmesi,rüyanın akan suya anlatılması;cenaze götürülürken hamile kadınların ve küçük çocukların uyuyorlarsa kaldırılması;cenaze olan evde su kaplarının boşaltılması,cenazenin götürülmesiyle birlikte evin süpürülmesi;yıkama suyunun kaynatıldığı kazanın ters çevrilmesi vb. uygulamalar yer alır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Ölüm sırasında&lt;img src=&quot;http://www.islamdini.biz/resimgoster.aspx?DIL=1&amp;amp;BELGEANAH=142694&amp;amp;RESIMISIM=13.jpg&quot; border=&quot;0&quot; width=&quot;133&quot; height=&quot;205&quot; align=&quot;left&quot; /&gt; kişinin rahat can vermesi sağlanmaya çalışılır.Bunun için öleceği anlaşılan kişinin başının altındaki yastık alınır,ağzına su verilir,yanında yüksek sesle ağlanmaz,uzaktaki yakınları çağrılır.Gelememişlerse üzerine onlara ait eşyalardan ya da fotoğraflardan konur, din görevlisi çağrılır ya da bilenler Kuran-ı Kerim okur. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Ölümün gerçekleşmesiyle birlikte cenaze / mevta genellikle öldüğü yerden, rahat döşeği adlandırılan ve yere hazırlanan yatağa alınır. Çenesi ve ayakları (iki başparmağından) bağlanır.Eğer gece ölmüşse ve uzaktan gelecek bir yakını varsa bekletilir. Bekletme süresi genellikle 14-15 saati (akşam ölmüşse ertesi gün öğleye kadar,sabah ölmüşse ikindiye kadardır) geçmez. Cenaze bekletilirken üzerine şişmemesi için bir demir parçası konur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cenaze bekletilirken yalnız bırakılmaz.Ölüm haberi iletişim araçlarından yararlanarak camiden okunan sela vasıtasıyla çevreye duyurulur. Bundan sonraki süreçte cenazenin öbür dünyaya &lt;img src=&quot;http://www.islamdini.biz/resimgoster.aspx?DIL=1&amp;amp;BELGEANAH=142694&amp;amp;RESIMISIM=21.jpg&quot; border=&quot;0&quot; width=&quot;197&quot; height=&quot;133&quot; align=&quot;right&quot; /&gt; yolculuğunu kolaylaştıracağı düşünülen işlemlere girişilir.Bu uygulamalar aynı zamanda ölümün getirebileceği kötü etkilerden geride kalanları korumaya yöneliktir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Ölenin öte dünyaya gönderilişine ilişkin ilk hazırlıklar cenazenin belli kurallar dahilinde yıkanması ve kefenlenmesiyle başlar. Kadın cenazeyi kadınlar, erkek cenazeyi erkekler yıkar.Yıkayıcılar bu işin kurallarını bilen ve tecrübeli olan kişilerdir. Yıkama köylerde evlerin içinde ya da bahçesinde teneşir tahtasının üzerinde yapılır ve yıkamanın yapıldığı yere fazla kişi alınmaz. &lt;br /&gt;Yıkama işlemi bitince bazı yörelerde yakınları, cenazenin üzerine bir tas su dökerek helalleşirler.Yıkama büyük kentlerde mezarlık gusülhanelerinde yapılır.Kefen olarak kullanılan bezin rengi beyazdır.Kadın kefeni erkek kefenine  göre daha fazla parçadan oluşur.Kadın cenaze kefenlenirken genellikle kefenin içine kına (yıkama öncesinde bekletilirken de eline kına yakılabilir),çörekotu,gülsuyu,zemzem vb. dökülür.Cenaze bekletilirken ya da kefenlerken kötü koku olmasın gerekçesiyle tütsü yapılabilmektedir.Kefenlenen cenaze tabut ya da sal içine konarak cenaze namazının kılınacağı yere götürülür.Cenaze namazı mezarlıkta ya da camide kılınır.Cenaze namazına genellikle kadınlar katılamaz. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Cenaze namazının ardından tabut, gömüleceği mezara götürülür.Mezar, tabut getirilmeden önce hazırlanır.Genellikle kadın mezarı erkek mezarına göre daha derin kazılır.Bir çok uygarlığa mekanlık eden Anadolu&amp;#8217;da Arkeolojik kazılar sonucu değişik gömme şekillerine rastlanılmıştır. Küp içinde, sanduka içinde,lahit içinde üst üste katlardan oluşan bölmeler içine yatırılmış halde, höyük ve tümülüs içinde, mumyalanmış olarak vb.Günümüzde ise yaygın olanı;mezarın düz bir şekilde kazılması ya da içine ayrı bir oygu (leht, sapıtma vb.) açılarak cenazenin oraya yatırılması şeklindedir. Oygu, ağaç parçalarıyla, kerpiçle, tuğlayla ya da briketle örülür sonrasında üzerine toprak atılır. Cenaze mezara genellikle tabutsuz konur. Gömülme işleminin tamamlanmasıyla birlikte din görevlisi ya da bilen bir kişi tarafından cenazeye öbür dünyada yardımcı olacağı inancıyla telkin verilir. Mezarın üzerinin yapılması için toprağın çökmesi beklenir. Bu &lt;img src=&quot;http://www.islamdini.biz/resimgoster.aspx?DIL=1&amp;amp;BELGEANAH=142694&amp;amp;RESIMISIM=2095-1899.jpg&quot; border=&quot;0&quot; width=&quot;202&quot; height=&quot;133&quot; align=&quot;right&quot; /&gt;süre genellikle bir yıl sonrasıdır.&lt;img src=&quot;http://www.islamdini.biz/resimgoster.aspx?DIL=1&amp;amp;BELGEANAH=142694&amp;amp;RESIMISIM=23.jpg&quot; border=&quot;0&quot; width=&quot;204&quot; height=&quot;130&quot; align=&quot;left&quot; /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mezarların baş ve ayakucunda ya da sadece başucunda mezartaşı bulunur.Mezarlar ahşap, taş, beton ya da son zamanlarda mermerden yapılabilmektedir. Mezarlar genellikle &amp;#8211;köylerde olsun daha büyük yerleşim birimlerinde olsun- ortak kullanılan mezarlıklarda bulunmakla beraber aile arazisi içine yapılmış olanları da vardır. Bazı kentlerin geniş mezarlıklarında aile mezarları oluşturulmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mezar üzerine genellikle su bölmesi ya da kabı konur, çiçek dikilir.Başına çeşitli ağaçlar (çam,söğüt,dut,selvi,kavak vb.) dikilir.Mezartaşına süslemeler yapılır, ölen kişinin&lt;img src=&quot;http://www.islamdini.biz/resimgoster.aspx?DIL=1&amp;amp;BELGEANAH=142694&amp;amp;RESIMISIM=2095-1864.jpg&quot; border=&quot;0&quot; width=&quot;195&quot; height=&quot;129&quot; align=&quot;right&quot; /&gt; adı-soyadı,doğum-ölüm tarihi bazen de edebi niteliği olan sözler yazılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mezartaşları yapıldığı çağı yansıtmasıyla da birer tarihi belge özelliğindedir.Mezarın üzerine basılmaz ve hayvanların mezarlığa girmemesine dikkat edilir.Büyük&lt;img src=&quot;http://www.islamdini.biz/resimgoster.aspx?DIL=1&amp;amp;BELGEANAH=142694&amp;amp;RESIMISIM=22.jpg&quot; border=&quot;0&quot; width=&quot;132&quot; height=&quot;203&quot; align=&quot;right&quot; /&gt; kentlerde cenaze işlerini alan &amp;#8211;ölüm ilanının verilmesinden defin işleminin yapılmasına kadar- ticari kuruluşlar da vardır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Cenazenin gömülmesinin ardından cenaze evindekileri teselli etmek amacıyla mezarda ya da eve gelmek suretiyle baş sağlığı dilenir.Baş sağlığı için cenaze evine gelip gitmeler bir süre devam eder.Bu arada cenaze çıkan evde (köylerde) genellikle ilk 2-3 gün yemek pişirilmez; yemekleri komşular getirir. Ölünün ardından üçü, yedisi,kırkı,elliikisi,yılı şeklinde dinsel törenle ve yemekle anıldığı &lt;img src=&quot;http://www.islamdini.biz/resimgoster.aspx?DIL=1&amp;amp;BELGEANAH=142694&amp;amp;RESIMISIM=2098-2197.jpg&quot; border=&quot;0&quot; width=&quot;131&quot; height=&quot;204&quot; align=&quot;left&quot; /&gt; günler düzenlenir.Bu günlerde cenazenin kimi değişimler yaşadığına inanılır ki bunlardan en yaygın olanı kırkında ya da elliikisinde cenazenin etinin kemiğinden ayrıldığı, dolayısıyla o gün yapılanların ölünün acısını azaltacağına ilişkindir.Diğer yandan ölen kişi memnun edilerek ondan yakınlarına gelebilecek bir zarar da önlenmiş olur. Özel günlerde (ölünün üçü,yedisi,kırkı,bayramlar,Perşembe günleri vb.) pişirilen ve dağıtılan helvanın ya da diğer yiyeceklerin kokusunun ölüye gittiğine inanılır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Ölen kişinin öte dünyada rahat etmesini sağlamaya yönelik uygulamalardan bir diğeri de borçlarını gidermek amacıyla yapılan devir, ıskat, kefaret, dardan &lt;img src=&quot;http://www.islamdini.biz/resimgoster.aspx?DIL=1&amp;amp;BELGEANAH=142694&amp;amp;RESIMISIM=2098-2154.jpg&quot; border=&quot;0&quot; width=&quot;132&quot; height=&quot;202&quot; align=&quot;right&quot; /&gt; indirme vb.dir.. Söz konusu uygulama farklı isimlerle ifade edilse de aynı işlevi yerine getirmektedir.Ölen kişinin eşyalarından (elbise, ayakkabı vb.) bazıları hatıra olsun diye evde saklanırken pek çoğu da fakir olanlara dağıtılır; alan olmazsa ve işe yaramayacak durumdaysa da yakılır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Cenaze olan yerde o gün düğün varsa davul-zurna çalınmaz.Daha sonraki günlerde de cenaze evinden izin alınır. Söz konusu durum kentlerde yaşayanlar için değil köyler gibi yüz yüze ilişkilerin daha yoğun olduğu küçük yerleşim birimleri için geçerlidir. Yakınlık duyduğumuz ya da tanıdığımız birinin kaybıyla duyulan acı ve üzüntü toplumsal kalıplar içerisinde &lt;img src=&quot;http://www.islamdini.biz/resimgoster.aspx?DIL=1&amp;amp;BELGEANAH=142694&amp;amp;RESIMISIM=2096-0676.jpg&quot; border=&quot;0&quot; width=&quot;191&quot; height=&quot;132&quot; align=&quot;left&quot; /&gt;yaşanır ve bu sürecin adı da yastır.Cenaze evindekiler ve cenazenin yakınları bir süre (40 günden 1-2 yıla kadar) eğlenceli ortamlarda bulunmazlar, yeni elbise giymezler. Kimi yörelerde erkekler 1-2 hafta tıraş olmaz. Cenaze için ağıtlar yakılır.Yas süresi ölen kişi genç ise daha uzun sürer. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Ölen kişinin ruhunun her yerde gezdiğine ve kimi zamanlarda evine ziyarete geldiğine, kendisi için bir şey yapılıyorsa memnun ayrıldığına, yapılmıyorsa üzgün ayrıldığına inanılır. Mezar ziyaretleri daha çok bayramlar ve arife günlerinde yapılmaktadır. Bu ziyaretlerde mezar başında dualar okunmakta; mum, tütsü yakılabilmekte, para, şeker, lokum, evde hazırlanmış yiyecekler &lt;img src=&quot;http://www.islamdini.biz/resimgoster.aspx?DIL=1&amp;amp;BELGEANAH=142694&amp;amp;RESIMISIM=2096-0678.jpg&quot; border=&quot;0&quot; width=&quot;131&quot; height=&quot;198&quot; align=&quot;right&quot; /&gt; dağıtılabilmektedir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Hızlı değişimlerin ve teknolojik alanda önemli gelişmelerin yaşandığı dünyamızda şu da bir gerçektir ki; insanoğlu için ölüm kaçınılmaz bir sondur. İşte toplumu kuşatan söz konusu inançlar ve uygulamalar da kaçınılmaz olan bu sonun daha kabul edilebilir olmasını sağlamak şeklinde bir işlevi yerine getirmektedir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt; &lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt; &lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;strong&gt;MEZAR TAŞLARI YAZILARI&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Mezar taşları, gerek yapısal özellikleri, gerekse üzerindeki yazıları ile Türk'ün zengin iç dünyasını, ince beğenisini, yüce düşüncesini gösteren en güzel&lt;img src=&quot;http://www.islamdini.biz/resimgoster.aspx?DIL=1&amp;amp;BELGEANAH=142694&amp;amp;RESIMISIM=2097-3069.jpg&quot; border=&quot;0&quot; width=&quot;202&quot; height=&quot;130&quot; align=&quot;left&quot; /&gt; örneklerdendir. O mezar taşları ki, yerine göre bir tarih, yerine göre bir ağıt, çok kere de ölenin dilinden duyulan acı ve elemli bir yankıdır. Biçimlerinden, yazılarından, kişilikler ile kimlikler anlaşılır. Kabristanlar birer müze, mezar taşları da buralarda yatanların anıtı, varlıklarının kanıtıdır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Yaşlıların taşlarında kişilikler, gençlerinkinde dünyaya doymamışlığın özlemi vardır. Kimisi ecelinden, kimisi umulmadık bir olaydan göçüp gitmiştir. İyilikler, güzellikler tüm acılığı, çıplaklığı ile o taşlarda sergilenmiştir. Okuyanda kimi gözyaşı, kimi de derin bir düşünce görülür. Bu düşünce karşısında gerçek felsefe o taşın başında yapılır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Gelenekler, görenekler,  toplumun sosyal yapısı da yer alır o taşlarda. Dilekler, istekler vardır onlarda. Dünyanın hiçliği da anlaşılır o taşlarda. Çalışmanın, başarının gizi vardır üzerindeki satırlarda. Eski Türklerde &quot;Balbal&quot; denirmiş bu taşlara. Balballar, kahramanlığını gösterirmiş eski Türklerin. Bugünküler ise aynı ulusun yaşam felsefesini, duygu ve düşüncesini, evrene bakış açısını, inancını, dünya görüşünü koyuyor ortaya.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Aynı zamanda dil ürünlerinin güzel örnekleridir mezar taşları.Dilciye,tarihçiye, folklorcuya, felsefeciye, edebiyatçıya zengin bir hazinedir, hazine gibi sunulmuş büyük bir armağandır. Kısaca söylemek gerekirse mezar taşları; tarih yapraklarıdır,geçmişten gelen edebiyat sayfalarıdır. Tarihin unutulmuş sayfaları bile vardır orada.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana;&quot;&gt;Yazık ki, mezar taşları da zamana dayanamıyor,zamanla yapılan savaşta egemenliğini yitiriyor, doğadan silinip gidiyor.Çağdaş uygarlık yarışı da dünkü mezarları bile eski sayıp ortadan kaldırıyor.Biz insanlar ise ilgisiz,vefasız varlıklarız.Yarınki geleceğimizin mezar taşlarının başına gelenler olacağını nedense anlamıyoruz,anlamak istemiyoruz.Her gün biraz daha onlardan uzaklaşıyoruz, geçmişimizden kopuyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src=&quot;http://www.islamdini.biz/resimgoster.aspx?DIL=1&amp;amp;BELGEANAH=142694&amp;amp;RESIMISIM=2097-2084.jpg&quot; border=&quot;0&quot; width=&quot;202&quot; height=&quot;132&quot; align=&quot;right&quot; /&gt;&lt;img src=&quot;http://www.islamdini.biz/resimgoster.aspx?DIL=1&amp;amp;BELGEANAH=142694&amp;amp;RESIMISIM=2097-2088.jpg&quot; borde