ALLAHIN SIFATLARI ?
ALLAHIN SIFATLARI ?
Allah’in ezeli ve zatiyla kaim sifatlari vardir. Bu sifatlar zatinin ayni olmadigi gibi, zatindan gayri da degildirler. Islama göre bu sifatlara sahip ikinci bir varlik mevcut degildir.
Allahin zati sifatlari sunlardir:
Vucüd, Kidem, Beka, Vahdaniyet, Muhalefetün lil Havadis, Kiyam Binefsihi.
1- Vücud
Allah’in var olmasi demektir. O, ezeli ve ebedi olarak vardir. Yok olmasi asla düsünülemez.
2- Kidem
Allah’in varliginin bir baslangici yoktur. Yani o sonradan var edilmis degildir.
3- Beka
Allah’in varliginin bir sonu yoktur. Her varligin bir sonu vardir, ancak AIlah’in varligi sona ermez.
4- Vahdaniyet
Allah birdir. Her yönüyle benzersizdir. Esi ve ortagi, yahut bir benzeri yoktur. Onun zati sifatlari bir baskasi için sifat olamaz.
5- Muhalefetün lil Havadis
Allah, sonradan yaratiklarinin hiç birine benzemez. Her sey sonradan yaratilmistir. Yani hadis’tir. Allah ise ezeli ve ebedidir.
6- Kiyam Binefsihi
Allahu tealanin varligi kendindendir. Var olmak için baska bir varliga ihtiyaci yoktur. Bütün varliklar ona muhtaç, O hiç bir seye muhtaç degildir.
Allahin subuti sifaflari sunlardir:
Hayat, ilim, kudret, Basar, Semi, Irade, Kelam, Tekvin.
1- Hayat
Allah diridir. Hayat sahibidir. Diger canlilara hayat veren de O’dur.
2- Ilim
Allah her seyi bilir. Hiç bir sey ilminin disinda degildir. O, olmusu bildigi gibi olacagi da bilir. Bilgisinde artma, eksilme ve degisme olmaz. Sinirsiz ilim sahibidir.
3- Kudret
Allah’in her seye gücü yeter. Ondan daha kudretli hiç bir varlik yoktur. Istedigi her ,seyi yapar.
4- Basar
Allah görür. Görmek için göze ve isiga ihtiyaci yoktur. Gecede, gündüzde her yerde ve her zaman, her seyi görür.
5- Semi‘
Allah isitir. Isitmek için kulaga ve sese ihtiyaci yoktur. Gizli ve açik her seyi, her yer ve her zamanda isitir.
6- Irade
Allah külli irade sahibidir. Istedigini yapar. Bir seyin olmasini isterse ona ol der. O da derhal oluverir. Hiç bir kimse Allah’in diledigi seyin önüne geçemez.
7- Kelam
Alah konusur. Konusmak için sese ve agiza ihtiyaci yoktur. Kur’an, Tevrat, Incil, Zebur ve diger suhuflar Allah’in kelamidirlar.
8- Tekvin
Allah yaraticidir, var edicidir. O’ndan baska hiç bir kimse hiç bir seyi yaratmaya güç yetiremez.
Hazret-i Âdem ile Havvâ Vâlidemizin
Şeytanın iğvâsıyla Cenâb-ı Hakk’ın emrine muhâlefet eden Âdem -aleyhisselâm- ile Havvâ vâlidemiz, cennetten çıkarılıp dünyâya gönderildiler. Hazret-i Âdem, melekler tarafından Hindistan’ın güneyindeki Seylan Adası’na, Havvâ vâlidemiz ise, Kızıldeniz kenarındaki Cidde şehrinin bulunduğu yere indirilmişti. Bu yüzden uzun bir müddet birbirlerinden ayrı kaldılar. Âdem -aleyhisselâm- ile Havvâ vâlidemiz tevbe ve istiğfâra devâm ettiler. Lâkin bir türlü affa nâil olamıyorlardı. Nihâyet:
“…Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan, mutlakâ ziyân edenlerden oluruz.” (el-A’râf, 23) diye duâ ettiler. Ayrıca rivâyete göre Fahr-i Kâinât Efendimiz’le tevessülde bulundular. Neticede Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in rûhâniyetine sığınarak O’nun bereketiyle ilâhî affa mazhar oldular. Hadîs-i şerîfte bu husus şöyle anlatılmaktadır:
“Âdem -aleyhisselâm- cennetten çıkarılmasına sebep olan zelleyi işlediğinde, hatâsını anlayıp:
«–Yâ Rabbî! Muhammed hakkı için Sen’den beni bağışlamanı istiyorum.» dedi. Allâh Teâlâ:
«–Ey Âdem! Henüz yaratmadığım 1 hâlde Muhammed’i sen nereden bildin?» buyurdu.
Âdem -aleyhisselâm-:
«–Yâ Rabbî! Sen beni yaratıp bana rûhundan üflediğinde başımı kaldırdım, arşın sütunları üzerinde “Lâ ilâhe illâllâh, Muhammedü’r-Rasûlullâh” cümlesinin yazılı olduğunu gördüm. Bildim ki Sen, zâtının ismine ancak yaratılmışların en sevimlisini izâfe edersin!» dedi.
Bunun üzerine Allâh Teâlâ:
«–Doğru söyledin ey Âdem! Hakîkaten O, Ben’im için mahlûkâtın en sevimlisidir. O’nun hakkı için Bana duâ et. (Mâdem ki duâ ettin,) Ben de seni bağışladım. Şâyet Muhammed olmasaydı seni yaratmazdım!» buyurdu.” (Hâkim, Müstedrek, II, 672)
Âdem -aleyhisselâm-, Hazret-i Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in ind-i ilâhîdeki şeref ve îtibârını hatırlayarak, nihâyet Cenâb-ı Hak’tan, O’nun yüzüsuyu hürmetine affını taleb edince, bu taleb kabûl edilmiş ve Allâh Teâlâ, kendisine Mekke istikâmetinde yol göstermek üzere bir meleği memur kılmıştır. Bu duâ bereketiyle Cidde’de yaşamakta olan Havvâ vâlidemiz de, diğer bir melek rehberliğinde Âdem -aleyhisselâm-’a doğru yola çıkarılmış ve Zilhicce’nin dokuzunda Arefe günü ikindi vakti Arafat’ta buluşmuşlar, gözyaşları içinde tekrar Rablerine istiğfâr etmişlerdir.
Hazret-i Âdem ile Hazret-i Havvâ’nın birbirlerine olan muhabbet ve meclûbiyetleri, Havvâ’nın farklı bir cinsten değil, Hazret-i Âdem’den yaratılmış olmasından kaynaklanmaktadır.
İhsân ve keremi sonsuz olan Cenâb-ı Hak, onların duâlarını kabûl ettiği gibi, onların neslinden olup kıyâmete kadar her sene aynı gün ve saatte oraya gelip af talep edenleri de bağışlama lutfunda bulunmuştur. Hacıların arefe günü Arafat’a çıkıp istiğfâr etmelerinin hikmeti, işte budur.
1. Ezelde yalnız kendisi var olan Cenâb-ı Hak, insanlar ve cinlerin idrâkleri seviyesinde bilinmeyi murâd ettiğinden mâsivâyı, yâni kendisinden gayrı olan her şeyi yaratmıştır. Bu yaratışta ilk olan “Nûr-i Muhammedî”dir. Bu sebepledir ki Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-: “Âdem rûh ile cesed arasında iken ben nebî idim.” (Tirmizî, Menâkıb, 1) buyurmuştur. Buna göre Peygamber -aleyhissalâtü vesselâm-’ın cevheri demek olan Nûr-i Muhammedî’nin yaratılışta ilk olmasına mukâbil, bedene büründürülüp ba’s olunması (gönderilmesi) enbiyâ silsilesinde en sondur. Yukarıdaki ifâdede Nûr-i Muhammedî değil, beşer sıfatı ile ba’s olunan “Zât-ı Muhammedî” kastedilmektedir.

